Status             Fa   Ar   Tu   Ku   En   De   Sv   It   Fr   Sp  

Isçi Komünizminin Temelleri

isçi komünizmi birinci semineri
Mart 1989

Bu seminer Mart 1989'da Isveç'in Malmo kentinde Mansur Hikmet'in kurucularindan ve önderlik kadrolarindan oldugu Iran Komünist Partisi'nin birçok kadrosunun da katilimiyla gerçeklesti. Mansur Hikmet Ekim 1991'de Iran Komünist-Isçi Partisi'ni kurmak üzere IKP'den ayrildi. Bu ayrilmaya iliskin kaleme aldigi belgeler, yazilar ve makaleler Toplu Yapitlari'nin sonraki ciltlerinde yayimlanmistir.

Bu seminerin metni ilk kez bu derlemede, [Toplu Yapitlar, VI. Cilt], yayimlaniyor.

Türkçe'ye çevirenin notu: Bu yazi Mansur Hikmet'in Toplu Yapitlar'inin VI. Cilt'inde yayimlanan Farsça aslindan Türkçe'ye çevirildi. Metindeki bütün vurgular, italikler ve ayraç "()" içindeki ifadeler yazara aittir. Köseli ayraç "[]" içindeki ifadeler ise Türkçe metnin okunmasi ve anlasilmasini kolaylastirmak üzere çevirmen tarafindan eklendi. Metnin sonundaki bütün notlar da Türkçe çevirmen tarafindan eklenmistir.




Giris: Tartismanin eregi ve çerçevesi

Yoldaslar, her seyden önce bir noktayi açiklamam gerekir. Bu seminer bugün partililerden olusan bu topluluga sunuluyor ancak bugün burada sizlere Iran Komünist Partisi üyeleri veya belirli örgütsel sorulari olan belirli parti örgütleri üyeleri olarak konusmadigimi dile getirmeliyim. Sizlere düsünce sahibi, konuyu bilen ve yüregi komünizm için atan kisiler olarak konusuyorum. Bu tartismanin muhatabi yalnizca bu topluluk degil bu toplantinin disindaki siyasal ve toplumsal bir hareketin bütünüdür. Bu toplantinin bir egitim veya propaganda toplantisi olmadigini, bir parti okulunun bir kolu olmadigini da eklemeliyim. Bu tartismada belirli kisilerin kuramsal sorunlarina ve güçlüklerine yanit verme veya belirli kisilere belirli kuramsal kavramlari açiklama görevini üstlenmis degilim. Herhalde yoldaslar farkli gerekçelerle bu oturuma katilmislar ve bunu gerekli görmüslerdir. Ancak bu tartismalarin sonunda belirli yönelimleri ve görüsleri olan bir grup insanin sunulan tartismalarin lehinde veya aleyhinde tartismalara katilip sorunlara iliskin görüs sahibi oldugu veya görüs edindigi bir yöne gitmesini umuyorum. Her ne olursa olsun bu oturumlari egitim veya propaganda seminerleri olarak düsünmemek gerekir.

Bu oturumda isçi komünizminin genel bir görüntüsünü sunmak istiyorum. En azindan tartisma konusunun ne oldugunu, hangi alanlar ve sorunlari kapsadigini açikliga kavusturmak istiyorum. Bu tartismayi iki farkli açidan sunmak olanaklidir. Birincisi sorunun benim için ortaya çiktigi belirli biçimidir. Bir baska deyisle bu bizim bu yorumlar ve tartismalara varmamizin gerçek sürecidir. Ikincisi, kendine [özgü] öncülleri ve sonuçlari olan düsünülmüs bir sistem olarak bu tartismanin ortaya çikmasidir. Bir baska deyisle bu bakisin olusum sürecinin açisindan ele alinmasinin yerine olusmus nihai biçiminin açiklanmasidir. Dogal olarak konusmamin daha büyük bir bölümü sözü edilen ikinci yön üzerine, es deyisiyle sorunun olumlu biçimde ortaya atilmasi üzerine yogunlasmasi gerekir: Bu tartisma hangi yargilari kapsar, hangi sorunlari içerir, nesnel, gerçek süreçlere iliskin ne gibi degerlendirmeler sunar vb. Ancak bu tartismanin ve bu yorumun tarihsel olarak ortaya atilmasinin özgül biçimleri -en azindan benim için [ortaya çikisinin özgül biçimleri]- açiklanmaksizin bu olumlu tartismayi yerli yerine oturtmaniz, ona salt kuramsal, soyut bir tartisma olarak bakmamaniz için gereken yeterli ilgiyi ve katilimi saglayabilecegimi düsünmüyorum.

Bu yüzden tartismamin iki genel bölümü olacaktir: Birinci bölüm isçi komünizmi tartismasinin neyi yanitladigi, hangi belirli kosullarda, hangi belirli gözlemler ve deneyimler ile iliskili olarak ortaya çiktigi ile ilgilidir. Konusmamin ikinci bölümü ise olumlu bir konu olarak isçi komünizmiyle ilgili olacaktir.

Bu tartismanin sonunda yoldaslarin isçi komünizmi tartismasinin "Iran Komünist Partisi'nin yeterince proleter olmayisi"na iliskin bir yakinma veya "IKP'de isçi sayisinin azligi"na iliskin bir tartisma olmadigini farketmelerini saglayabilmis olmayi umuyorum. [Bu tartisma] Iran Komünist Partisi'ni "isçicilige" itmeye yönelik daha fazli baski yapmak amaciyla yapilmamaktadir. [Amaci] farkli siyasal ve toplumsal bir bakis açisini tanitmak ve öncelemektir. Bu bakis açisi oldukça kapsamli ve genis çapli siyasal ve pratik gelismelere ve sonuçlara yol açacaktir. Bu bakis açisinin eregi günümüzde komünizm adiyla gerek Iran Komünist Partisi'nin disinda süren gerek IKP içinde gerçeklesen seyle oldukça farklidir.

Sorunun ortaya çikis süreci

Isçi komünizmi tartismasi belirli olarak benim için nasil ortaya çikti? Biz çevremizdeki dünya ve bu dünyada gerçeklestirmek istedigimiz degisiklikler konusunda belirli düsünceleri ve belirli yorumlari bulunan kisiler oldugumuzdan dolayi siyasal faaliyet alanina girdik. Bir yasama ve mücadele yöntemi, bir kuram ve bir ideoloji olarak komünizmi seçmemizde ayni kökten beslenir. Bu mücadelede belirli kazanimlar elde ettik. Her birimiz kendi siyasal yasamini düsünüp nereye vardigini, kendisini bu yöne çeken erekler ve ülküler dogrultusunda ne kadar ilerledigini anlayabilir. Isçi komünizmi tartismasi benim kendi siyasal yasamimin ve kendimi bir parçasi saydigim siyasal faaliyetin bu yönüne iliskin üç yillik degerlendirmemin sonucudur.

Siyasal aktivistlerin her an, her ugrakta ereklerini gerçeklestirme yönünde adim attiklari yolda ne denli ilerlediklerini veya hala dogru yönde ilerleyip ilerlemediklerini görmek için durup geriye bakmalari pek yaygin olmayabilir. Su an ilerledikleri yol veya gerçeklestirdikleri etkinlik onlari düsündükleri yöne götürür mü, götürmez mi? Özellikle kisinin üyesi oldugu siyasal bir partinin varligi insanda basini parti yastigina yaslayip "bu gemi nasilsa ilerliyor, ben de tayfalarindan veya dümencilerinden biriyim" egilimini dogurabilir. Belki tek bir kisiye tamam, sen böyle düsün, rahatina bak denebilir. Ancak kanimca bir partinin varolmasi böyle düsünmeyen yeterli büyüklükte bir toplulugun varligindan kaynaklanmaktadir. Arada bir dogru yönde ilerleyip ilerlemediklerini denetlemek için pusulaya bakan birileri vardir.

Geçen on yila baktigimda önemli olaylarda payim oldugunu görüyorum. Biz Iran Solu'nu degistirdik , düsünüsünü, dünyaya bakisini ve siyasal pratigini dönüsüme ugrattik. Dogal olarak bu olay birkaç yil sürdü, genis çapli, çesitli düzeylerde bir mücadeleyi gerektirdi. Bizim açimizdan bu etkinliklerin tümü Iran Komünist Partisi'nin kurulusuna yönlikti. Bastan beri bu çabalarin sonucu Iran Komünist Partisi'nin kurulusu olacagini biliyorduk ve bunu dile getiriyorduk. Bu parti kuruldu. Ancak parti kuruldugunda sorunun biçimi, en azindan bu partiyi bir bölümüyle kendi çabamin sonucu olarak gördügüm benim için degismeliydi. Simdi artik "bu parti nereye dogru gidiyor?" diye sormak gerekiyordu. "Iran'in hangi siyasi gerçeginin bir parçasidir? Toplumsal konumu nedir, hangi ufka dogru bakmaktadir?" En azindan son üç dört yil nereye dogru gittigimiz sorusu benim kafami kurcaliyordu. Popülizm karsiti mücadele döneminde, Iran'da halkçi sol ve küçük-burjuva sosyalizmine karsi yeni bir hareketi olusturup büyütürken ne yaptigimizi biliyordum. Bütün adimlarini biliyor ve dogruluguna güveniyordum. Komünist Parti'nin kurulusundan sonra dogal olarak "sonraki adimlar hangileri?", "parti gerektigi gibi bu yeni karsilasmalara adim atabildi mi?" sorulariyla karsilasiliyor. Partinin olusmasiyla bu partinin de bir parçasi oldugu hareketin gelecekteki seyri ve stratejisinin ne olacagi sorularini düsünmeye baslayacak bir konuma yerlesiyoruz. "Bu harekette bize düsen nedir?" sorusunu sorma konumuna yerlesiyoruz.

Isin dogrusu önemli, yeni sorularin hala yanitlamalari gerektigine beni ilk ikna eden sey suydu: Ben komünizmi bir proleter ülküsü olarak benimsemistim, Iran komünist hareketinin bir aktivisti olarak alti yedi yillik etkin pratikte bulunmama karsin gerçekte bu gündelik eylemimin benimle yasayan, benim çagdasim olan isçi kusaginin yazgisina hiçbir etkisi olmadigini görüyordum. Bu etkisizlik için iyi kuramlar üretilebilir. Asama kurami öne sürülebilir. Örnegin ilk asama sosyalist bilinç tohumlarini serpme asamasidir, sonra sira komünist partilerin kurulusuna gelir, ondan sonra bu partiler gider çalisir ve o isçileri alir getirirler vs. Ben sahsen yasamima iliskin böyle bir yoruma sahip degilim, böyle bir yorumu kimseden de kabul etmem. Böyle bir senaryoyu kabul etmem. Alti yildir örgütlü komünistim, alti yildan sonra o günkü on yasindaki çocuk bugünkü on alti yasinda isçiye dönüstü. Bu alti yilda devlet istatistiklerine dayanarak kaç isçinin öldügünü, kaç kisinin kolunun koptugunu, kaç çocuk dogdugunu, konusmaya basladigini, toplumsal hurafeleri kabul edip yineledigini göstermek olanaklidir. Bu alti yilda milyonlarca insanin sabahi nasil aksam, bugünü nasil yarin ettiklerini göstermek olanaklidir. Bu alti yilda sokak basinda oturan haci beyin oglunun nasil Hizbullahçi oldugunu, milyonlarca insanin yasamini nasil kararttigini, öldürdügünü veya ölüme gönderdigini, ekmeklerini kestigini, beyinlerini hurafelerle doldurdugunu görmek olanaklidir. Ve sen, çagdasi oldugun toplumun devrimci dönüsümünün bayragini tasidigina, toplumun öncüsü olduguna, bugünde yasayan gelecegin parçasi olduguna inanan sen bu anin durumunu igne ucu kadar bile etkileyememissin.

Toplumsal mücadeleye katkisi olmayan komünizm etkinliginin felsefesini toplumun degistirilmesi olarak kurgulayan kisiyi kesinlikle düsündürmelidir. Benim için bu böyleydi. Ancak çözümsel açidan bu noktaya ulasmak için bu süreci yasamak zorunlu degildir. Azicik düsünceyle isin bir yerinin aksadigi kavranabilir. Yanitlanmasi gereken sorular oldugu anlasilabilir. Komünist Parti'nin kurulusu bu sorularin yaniti olmadigi gibi bu sorulari da vurgulamaktadir.

Size düsünmeniz ve yanitlamaniz gerektigini düsündügüm bazi gözlemleri aktarmak istiyorum. Disimizdan bizlere "Komünist Manifesto'nun yazilmasinda yüz bilemem kaç yil geçti, nerede kaldi su devrimimizin? Saka yapiyorsunuz, kendinizi kandiriyorsunuz, hani su devriminiz?" diye soruyorlar. Disimizdan bizlere "öyleyse Marx'in öndeyileri yanlislandi. Sosyalist devrim önce Ingiltere'de sonra da Almanya'da ve baska yerlerde gerçeklesmeyecek miydi? Devrim Avrupa'da degil yer kürenin uzak bir yerinde gerçeklesti, dört yil sonra da sizler bile sosyalist devrim diye altina imza atmaya yanasmiyordunuz!" diyorlar. Komünizm ve komünist devrim hayalidir, eski kavramlardir diyorlar. Bunlari disimizda, yüksek sesle söylüyorlar. Geri kalanlarini ise kendimiz söylemeliyiz kendimize. Isçi devrimi partisinde isçi simya misalidir. Dönüp baktiginda temelde toplumdaki aydinlar tarafindan olusturuldugunu görürsünüz. Neden böyle? Isçi devrimi partisi neden isçileri örgütleyemiyor. Bu hareketin dünya ve toplum konusunda temel gerçekleri, hakikati ifade ettigini söylüyoruz. Burjuvazinin bin bir gize sarip sakladigi kapitalist dünyaya iliskin kavranilabilir, yalin gerçekleri dile getirdigimizi söylüyoruz. O zaman sözümüzün alicisi neden yok? Neden mahalle mollasi deccal esek hikayesini gerçirebiliyor da biz bu gerçekleri geçiremiyoruz? Bin bir hurafe neden sagduyu olarak kabul ediliyor da benimle sizlerin gerçek sözleri sagduyu olarak kabul edilmiyor? Sonra da toplumun duvarlarindan yankilanip dönen sözlerimize kulak verdigimizde o kadar da anlasilabilir gerçekler gibi durmadiklarini ayirt ediyoruz. Bu sözleri anlamak için uzmanlik gerektigini, bu sözlere inanacak müminler gerektigini görüyoruz. Nasil oldu da gerçekleri ifade etme hareketi, temelleri kapitalist toplumun gerçeklerini desifre etmeye dayanan hareket bu güne düstü? Kendi sözünü kendisi bile anlamiyor gibi! Niçin sözünü kimseye geçiremiyor? Devrimin ve varolan dünyanin temelden degistirilip dönüstürülmesinin hareketi oldugumuzu söylüyoruz. Su oturdugumuz anda denizlerinde yüzlerce kaç bin yüz tonluk tankerin bazi ufak köselerinin yakitini tasimakta oldugu, dört bir yani elektronik iletisim yoluyla birbirine bagli oldugu ve milyarlara insanin çalisma düzenini belirledigi bu görkemli dünyayi temellerinden degistirmek istedigimizi sözylüyoruz! Kendi hakkimizda böyle konusuyoruz yoksa bir araya toplanmazdik, ancak baktigimizda bu dünyanin temellerinden dönüstürülmesi hareketinin çagdasi oldugu kusagin yasaminda en ufak bir degisiklik yaratmaktan aciz oldugunu görüyoruz. Bizim damgamizi tasiyan seylerin sayisi çok az. Insanlik biz olmaksizin yasamini sürdürüyor. Biz olmadan uslaniyor, biz olmadan karar veriyor, is basina gidiyor, üretiyor, duygulari ve inançlarina kavusuyor. Biz bu gerçegin neresinde duruyoruz? Bu soruyu yanitlayabilmeliyiz. Çogunlugun, isçi ve emekçi genis kitlelerinin hareketi oldugumuz söyleniyor. Bense sunu soruyorum: Öyleyse bu hareket niçin toplumun marjinlerine yerlesiyor? Büyük insan kitlelerinin, çogunlugun hareketi niçin bu toplumun marjinlerine sürükleniyor? Geri kalanlar [bizden farkli] ne yapiyor? Insanligin üretici güçlerini göz kamastirici biçimde degistirme hareketi oldugumuzu savliyoruz. Gerçek buysa niçin bu hareket çagdasi oldugu teknolojiyi bile alimlamaktan aciz? Günümüzde sosyalizm diye nitelenen sey teknikten korkuyor. Dünyanin her yönüyle degistirilmesinin hareketi oldugumuzu, uluslararasi, kapsamli, evrensel degisimin hareketi oldugumuzu ileri sürüyoruz. Ancak bu hareketin partilerine baktigimizda, etkinligine baktiginizda, insanligin en sinirli, en kapali, en bölgesel isleriyle ugrastigini görüyoruz: Bir yerde bir ülkenin komünistlerinin iki kusagi yasamlarini bir ulusun bagimsizligi için feda etmiser ve temel olarak da yalnizca bununla ugrasmislar. Bu konu üzerine birlesip ayrilmislar. Örgütlenip fesh olmuslar. Insan toplumunun dönüstürülmesinin küçücük ugraklari -ki bunlar çok dogal olarak kendinde ve bunlardan etkilenen belirli bir takim insanlar için oldukça önemlidirler- bu önemli tarih yaratmanin yazgisini degistiriyorlar. Falanca siyasi partinin zamani uzun süre birkaç milyonluk falanca ülkede yalnizca emperyalizmin o ülkenin dogal kaynaklarina müdahalesini önleyecek bir devletin is basina gelmesiyle veya bir baska ülkede hükümetin tutucu sag partiden merkez sol partiye el degistirmesiyle geçiyor. Dünyayi degistirme hareketi bu mu? Isin dogrusu uzun süreden beri kimse dünyayi degistirmekten de söz etmiyor artik. Bu günlerde bir komünist "insanlara eziyet etmeyin, düskünleri bastirmayin" diyen iyi yürekli, demokrat bir kisidir. Dünyayi ayaklari üzerine oturtmak isteyen o coskulu devrimciler bulunmuyor artik.

Komünizm varolan topluma temelli bir saldiri hareketidir, insanligi kapitalizmden kurtaracak kapitalizme yöneltilmis temel bir elestiri ve büyük bir saldiridir. Yeni bir sinifin hareketidir -bu görünürde bizim kendimize söyledigimiz seydir- o zaman nasil oluyor da bu komünizm savunma konumundadir? Niçin uzun süreden beri gerçekten varolan komünizm borçlarini azaltmaya çalismakta? Ona demokrat degilsin diyorlar, oldugunu göstermeye çabaliyor. Yurtsever degilsin diyorlar, yurtsever oldugunu kanitlamaya çalisiyor. Sen toplumda din kurumunu ortadan kaldirmak istiyorsan deniyor, böyle bir eregi olmadigini göstermeye girisiyor. Insani sevmiyorsun diyorlar, sevdigini göstermekle ugrasiyor. Bu saldiri konumu mu yoksa kapitalist dünyanin samar oglani olmak mi?

Komünizm kapitalist dünyanin antiteziyim, kapitalizm özünde beni yeniden-üretiyor diyor. Sermaye gittigi her yerde kendi karsitini da üretiyor. O zaman nasil oluyor da kapitalizmin bu kürenin bütün gözeneklerini doldurdugu, kapitalist üretim iliskilerinin asla bu kadar gelismip yayginlasmadigi bir durumda bu hareket bunalimda? Bu denli büyük bir kapitalizm ayni büyüklükte bir sosyalizmle karsilasmayacak miydi?! Bunlar çeliskili durumlar, bu çeliskiler yanitlanmayi beklemekte. Bu yanitlanmayi sizlerden beklemekte. Bu yanitlara sahip olmak gerekir. Basini birilerinin omuzuna yaslayip "insallah yanitlar" veya "zafere giden yolda yanitlanir" denemez. Bu sorulari birileri santaj yapmak için ortaya atmadi. Bunlar gerçekten varolan komünizmle ilgili disimizdaki dünyanin çeliskileridir. Yanitimiz yoksa hiç olmazsa birileinin verdigi yanit yanlissa ayaga kalkip "yanlis yanit, soru oldugu yerde duruyor!" diyecek kapasiteye sahip olmaliyiz hiç olmazsa. Yanitini aramamiz gerekir.

Bu da beni baska bir çeliskiye götürüyor. Deginmek istedigim son çeliski ne bu sorulara sahip ne de yanitlarini arayan komünistler yelpazesine iliskindir. Komünizm bir meslege, bir yasam biçimine dönüsmüs. Iyi bilinmenin yöntemine dönüsmüs. Aydinlarin issizler ordusudur. Toplumun asiri aydinlarini üretimde bir yer bulabilecekleri zamana kadar yaslari ilerleyip geçim derdi onlari yola sokana dek içinde barindirip örgütledigi bir harekete dönüsmüstür.

Kisacasi sorun buradan basliyor. Benim savim isçi komünizmi tartismasinin bu çeliskileri yanitlayabildigi veya bu yanitlara götürecek önemli ip uçlarina sahip oldugudur. Isçi komünizmi tartismasi bu sorularin yanitidir. Maddi, kuramsal, çözümsel, siyasal ve pratik yanitidir. Bu yüzden de kanimca bu tartisma bu oturumun çok ötesine gitmektedir diyorum.

Izlenen sürece dönelim. Biz siyasi faaliyet alanina bu beklentilerle adim attik. Kendimizi nasil degerlendiriyorsak, anladigimiz kuram her neyse öyle. Ancak ne olursa olsun büyük erekleri olan coskulu insanlardik. Biz o dönemin sol hareketini degistirdik, dönüsüme ugrattik. Kendimiz de bu degisimin ürünüyüz. Komünist Parti kuruldu. Halkçi sol hareket bitti ve parti basladi. Iran Komünist Partisi Iran Solu'nu sol radikalizmin bu partiyle sinirlandigi bir asamaya tasidi. Bu parti Iran sol radikalizminin yatagina dönüstü. Ancak bu olay o radikalizmin sonraki evrimini önlemedi. Tersine bu siyasal ve kuramsal evrimin sürdürülmesinin uzamini ve çerçevesini degistirdi. Parti'nin kendisi Iran sol radikalizminin seyri ve bu radikalizmin evriminin ürünüydü. Ancak parti ortaya çikip bu radikalizmin tarihini kendi iç tarihine dönüstürdügünde, parti bu radikalizmin neredeyse tümünü özümseyip örgütledigi çerçeveye dönüstügünde ister istemez bu radikalizmin sonraki gelisimi ve evrimi bu partinin içinde gerçeklesecekti. Iran Komünist Partisi'nin kurulmasi Iran sol radikalizminin evrim sürecini son noktasina ulastirmadi, durdurmadi, Iran Komünist Partisi'ni bu gidisin gerçeklestigi zemine dönüstürdü. Bu önemli bir degisiklik yaratti. Önceleri, çesitli sol örgütlerin tartisma ve karsilasmalarinda kutuplu bir ortam ortaya çikmisti, bu radikalizasyon bagimsiz hareketlerin karsi karsiya gelmeleri yolundan ilerliyordu. O dönemde her örgüt ve çevre kendi kösesini savunuyordu. Ancak parti kuruldugunda her ne olursa olsun bu partiyi korumalari gerekirmis gibi bireylerin ötesinde bir çikar ortaya çikmis gibi oldu. Bu da eskiden bir partinin yoklugunda çesitli örgütler ve hareketler arasindaki mücadelede gerçeklesen evrim sürecinin önüne yapay bir engel koydu. Öteki sol çizgi ve egilimlere radikal elestirinin devami simdi Iran Komünist Partisi'nin bazi paraçalarina, boyut ve egilimlerine yönelik bir elestiri biçiminde ortaya çikiyordu.

Bununla isçi komünizminin benim açimdan belirli bir tarihin devami oldugunu söylemek istiyorun. Burada sözünü ettigimiz sinirli çerçevede Iran'da komünizmin gelisim tarihinin devamidir. Bu gelisme Iran Komünist Partisi'nin içinde ve kurulusundan önce olusturulmasi eregimiz olan partiye karsin yine de sürdü. Bu oldukça dogal ve beklenilebilir bir durumdur. Çünkü 1983 yilina kadar Devrimci Marksizm tartismalari çerçevesinde elde ettigimiz bakis açilari ve pratigin komünist devrimin önündeki engellerin ve simdiye kadarki komünizmin çeliskilerinin üstesinden gelinmesi için gerekli ve yeterli oldugunu düsünen kisi günümüzde komünizmin güçlükleri ve önümüzde duran görevlerimiz konusunda safdilce bir imgeye sahiptir.

Daha önce saydigim çeliskiler gerçek tarihin ürünüdürler. Demek istedigim hatalar, ciddiyetsizlik, tesadüfler ve raslantilarin sonucu olmadiklaridir. Bu durumu uluslararasi çapta doguran ekonomik ve siyasal süreç ve gelismelere sahip, toplumsal siniflarin mücadelesi temelinde gerçek bir tarih[ten söz ediyorum]. Ancak ayni zamanda bugünün komünizminin bu çeliskileri, rehaveti ve yetersizlikleri bu ayni tarihin sonraki süreçlerini belirliyor. Bu yüzden sizler, ben, hepimiz, bu dönemin komünistleri olarak fazla seçenege sahip degiliz. Ya bu çeliskilerin deneyimsiz, bilinçsiz kurbanlari olmaliyiz veya degistirilmeleri için ise girismeliyiz. Isçi komünizmi bu duruma vermek istedigimiz karsiliktir. Benim ulastigim yanittir. Bu, isçi komünizmi tartismasinin baslangiç noktasidir. Isçi komünizmi komünist hareket içindeki bütün çiplakligiyla ortada olan ve yadsinamaz gerçek bir bosluga karsilik vermektedir. Kimse kafasini kuma gömüp bu boslugu görmezden gelemez. Bu bosluk gerçekten vardir, bir komünist olarak meydana çikip faaliyet etmek istediginiz anda onunla karsilasir ona karsilik vermeniz gerektigini anlarsizniz. Isçi komünizmi bir yanittir, olasi yanitlardan biridir. Gökten inmis vahiy degil, bir karsilik, bir yorum ve bir ufuktur. Dogal olarak bin bir baska yanitla da karsitlanabilir. Bu tartismanin komünizmin o tarihsel çeliskilerinin üstesinden gelmek için bir adim olup olmadigini sizler degerlendirip karara baglamalisiniz. Bu belirli karsilik birileri açisindan yeterli, açiklayici olabilir veya olmayabilir. Ancak sorun su ki yorum ancak yorumla, yanit ancak yanitla karsilanabilir. Görüssüzlük, yanitsizlik günümüzde gerçekten var olan, topluma ve tarihe etkin müdahaleden aciz komünizmin yetrsizliklerine teslim olmaktan baska bir anlam tasimamaktadir.

Günümüz komünizminin degerlendirilmesinde göze batan ilk sey bütün düzeylerde gerçekten var olan komünizmle Marx'in göz önünde bulundurdugu komünizm arasindaki derin ayriliktir. Karsimizda duran komünizm, komünizm adiyla ortaya konulan görüsler ve eylemler Marx ve Marksizm'in komünizmden sundugu imgeyle karsitlik içindedir. Bir yanda günümüzde gerçekten var olan komünizmin toplumsal, kuramsal ve pratik gerçekligi öte yanda bizim bildigimiz Marksizm [durmaktadir]. Bunlar kesinlikle özdes degillerdir. Bunlar arasindaki ayrim, hatta çeliski, bizim için açik ve yadsinamazdir. Böyle bir gözlemden ussal bir insan asagidaki sonuçlardan birine varir: Ya oturup kurami gözden geçirmek gerektigini, bir baska deyisle Marksizm'in gerçeklikle uyusmadigini, gerçege uygun olmadigini, elden geçirilip revizyona ugratilmasi gerektigini, düsünsel süreçlerle harmanlanmasi gerektigini, varolan duruma uydurulmasi gerektigini, bir yana birakilmasi gerektigini vs. söylemeli ki bu gözlemin olasi, olanakli sonuçlarindan biri budur veya bir baska çikarimda bulunmali: Marksist kuram sorunlu degildir, çözümlemeleri, erekleri ve ülkülerinin bir sorunu yoktur. Ancak bunlar gerçekte çarpitilmistir, gerçekten pratige dönüstürülmemistir. Bir isçi devrimi kurami olarak Marksizm yerli yerinde duruyor, önemli olan nokta bu görüsleri gerçekten edimsellestirmekte. Ilk damar bizim söz dagarcigimizda revizyonistler ve burjuvalardir, hepimiz bunlar hakkinda konusuyoruz. Ikinci damar ise bizler ve birçok baska sol harekettir. Marksizm dogrudur diyoruz, ancak bu ad altinda ortaya çikan komünizmi kabul etmiyoruz, bu yüzden de farkli partiler kuruyoruz.

Uluslararasi kutuplariyla vs. komünist hareketin ana, resmi yatagi diye adlandirilan seyin gerçek Marksizm'in temsilcisi olmadigi, devrimci bir hareket, gerçek komünizm olmadigina inanç çok sayida partinin ortaya çikisinin kaynagi olmustur. Baslangiç noktalari "önceki partinin yaptigi ya da falan ülkede sosyalizm adi altinda varolan gerçeklik bizim sözünü ettigimiz sosyalizm degildir, bu sosyalizm degil, Marx bundan söz etmiyor, bu devrimci kuram degil, durumun devrimci yorumu bu degil, devrimci, sinifsal kuram bu degil, bu Marksizm'den ödün vermektir" olan birçok sol parti ve hareket mevcuttur. Öteki hareketlerin Marksizm'den ödün vermelerini protesto etmek ve elestirmek "anti revizyonist" gelenekteki partilerin bir özgüllügüne dönüsmüsütür. Dogal olarak bu elestiriler ve savlari her zaman görünürdeki biçimde kabul etmemek gerekir. Çünkü "Marksizm bu degil, gerçek Marksizm-Leninizm bu degil" savlarinin birçogunun altinda oldukça somut çikarlar yatmaktadir. Çin ve Sovyetler'in sinir kavgalari ve Çin'in uluslararasi ölçekte uydulari ve etkinlik alanlariyla siyasal ve ekonomik bir kutup olarak ortaya çikma çabalari Sovyetler kutbunun "gerçek Marksizm'in temsilcisi olmadigi"ni ilan etmesine neden oldu. Çin'in Arnavutluk'a mali yardimlarinin kesilmesi de Arnavutluk'un Çin'in gerçek sosyalizmin temsilcisi olmadigini ilan etmesine yol açti. Bunlarin ardinda somut nedenler vardir. Ancak yine de bu maddi nedenlerden bagimsiz olarak "revizyonizm" ile mücadele ve anti revizyonist gelenek simdiye kadarki sosyalizm ve komünizm tarihinin ve deneyiminin bütününün ayrilamaz bir parçasi olmustur.

Iran Komünist Partisi'nin resmen onun düsünsel ve pratik temelleri üzerine kuruldugu ve bizim kendimizi tanimlamak için kullandigimiz ad olan Devrimci Marksizm hareketi de "anti revizyonist" bir hareketti. Komünizmin yalancil kutuplarina karsi kendisini gerçek Marksizm'in temsilcisi olarak tanimliyor ve mevcut radikal sol bakislari Marksizm'e yabanci olarak görüyordu. Bugün burada özelliklerini ifade etmekte oldugum hareket olan isçi komünizmi de genelinde bu gözleme katilmaktadir. Biz de komünist oldugunu iddia eden hareketin büyük bölümünün Marksizm'e yabanci oldugu görüsündeyiz. Ancak buradan sonra isçi komünizminin yolu Devrimci Marksizm dahil her türden anti revizyonist hareketin yolundan ayriliyor. Anti revizyonist gelenek, son çözümlemede, bir düsünce ve kuram olarak Marksizm'in yazgisinin bir yorumuna dayanmaktadir. Bu gelenek güçlüklerin ve çarpitmalarin temelini Marksizm'in yöntem olarak revizyonu saymaktadir. Kuramsal dönüsümleri, kuramsal ilkelerden ödün vermeyi ve kuramsal kaymalari pratikteki kaymalarin kaynagi olarak görmektedir. Marksizm'in bir kuram, bir görüs olarak çarpitilip çignenmesini sosyalist oldugunu iddia eden ülkelerin ve komünist diye nitelenen partilerin istenmeyen sonlarinin nedeni saymaktadir. Bu bakis açisi, son çözümlemede, güçlügü kuram ve siyasette bir gözden geçirme olarak revizyonizmde aramaktadir. Ben bu yötemi kabul etmiyorum. Bizim için durum bunun tam tersinedir.

"Devrimci Marksizm" de anti revizyonist bir hareket olarak son çözümlemede topluma ideolojik bir gözenekten bakar. Toplumsal yorum ve toplumsal gözlem bu düsüncede ideolojik gözlem temelinde kurulur. Ideolojik gözlem toplumsal gözlemi önceler. Bunun tersine biz ideolojik gözlemimizi toplumsal gözlemden çikarsariz. Kanimca isçi komünizmi ile Devrimci Marksist diye bilinen bakis açilarinin en öenmli ayrimi buradan kaynaklanir. Benim bakis açima göre simdiye kadarki komünizm ve sosyalist hareketin durumuyla ilgili saydigim çeliskiler kuramin belli bir türünün çignenmesinden veya gözden geçirilmeisnden kaynaklanmamaktadir, tersine toplumsal bir görüngü olarak sosyalizmin ta kendisi farkli bir sinifsal islev yüklenmektedir. Toplumsal sosyalist hareketin açisindan baktigimizda gerçekte var olan komünizmin toplumsal sosyalist hareket olmadigini söylüyoruz. [Varolan komünizm] baska siniflarin hareketidir, Marksizm'in kuramsal yargilari baska siniflar tarafindan yorumlanip islevsellesmektedir. Toplumsal sosyalist hareket bu degil, sinifsal sosyalist hareket orada degil buradadir. Marksizm ve devrimci sosyalist kuramin sosyalizmin bu toplumsal ve sinifsal hareketinden (isçi komünizminden) nakli ve baska siniflarin toplumsal hareketinin eline geçmesi bu kuramlarin gözden geçirilmesinin gerçek nedenidir. Çünkü bu kuram o toplumsal ve sinifsal gereksinime uygun yaratilmamistir.

Benim tartismam gerçekte Marksizm'in toplumsal kullanilisinin degistigi bu yüzden de kaçinilmaz olarak ondan ödün verildigi ve çarpitildigi biçimindedir. Önce Marksist kuramdan ödünler verilerek toplumsal kullaniminin baska bir seye dönüsmesi söz konusu degildir. Süreç bunun tam tersine [islemektedir]. Sosyalist devrim kuraminin burjuvazi tarafindan baskalastirilmis biçimde kullanilabilmesine ve sosyalizm ile komünizm adi altinda baska bir seyin ortaya çikmasina yol açan sey sinifin sosyalist hareketinin içler acisi durumudur. Öyleyse biz sözümona komünist kutuplari yalnizca düsünce boyutunda degil özgül toplumsal hareketler olarak yadsiyoruz. Biz revizyonizmi baska siniflarin toplumsal hareketi olarak niteliyoruz. Bu hareket, simdiye kadarki komünizm diye adlandirdigimiz sey, sosyalizm yolunda bir toplumsal hareket degildir. Sosyalizm yolunda toplumsal hareket bu görüngüye kosut ve onunla eszamanli olarak tüm somutluguyla süregelmistir. Biz yalnizca kuram veya ideoloji açisindan degil bu farkli sinifsal ve toplumsal hareketin açisindan komünizm diye bilinen kutuplar ve egilimlere bakiyoruz. Bu söz Marksist kurama ilgisizlik ve ona daha az öncelik tanimak anlamina mi gelmektedir? Tam tersine. Bugünkü tartismada açiklamak istedigim oldukça önemli bir nokta Marx'in kuramini yorumlamasinin dogrulugundan hiç kusku duymadigim bizim kendi anti revizyonist ve Devrimci Marksist hareketimizin Marksizm'in güçsüz, çelimsiz bir savunucusu oldugudur. Çünkü Marksizm'in baska bir sey oldugunu göstermek isteyen kisi, devrimci bir kuram olarak Marksizm'in dogrulugunu kanitlamak isteyen biri tam da Marx'in yaptigini yapmalidir, es deyisiyle kuramin dogrulugunun ve gerçekliginin ölçütünü son kertede pratikte aramalidir. Üstelik Marksizm'in özgül bir sinifsal toplumsal pratigin kurami oldugunu teslim edersek yalnizca Marksizm'i pratige döken bir hareket Marx'in devrimci kuraminin dogrulugunu kanitlayabilecegini de [olumlamamiz gerekir]. Marx'in kendi tanimina uygun olarak Marx'in komünizmi proleter veya isçi komünizmiyse simdiye kadarki komünist egilimlerin baska siniflarin toplumsal hareketine aidiyetine vurgu yapmak bu komünizme yöneltilebilen en güçlü Marksist elestiri olur. Öyleyse Marksizm'in gerçekligini de kanitlayabilen ve onun isçi devrimi kurami oldugunu gösterebilen bizim toplumsal hareketimizdir. Bir baska deyisle biz Marksist kuramin burjuvaziden geri alinmasindan söz etmekteyiz. Biz Marksizm'in toplumsal isleyisini degistirmeliyiz; Marksizm'in toplumsal isleyisinin degisebilmesi içinse Marksizm'e öncel toplumsal bir konu var olmalidir. Marksizm de tam böyle kosullarda ortaya çikti. Marksizm'in onun için bir kuram ve bir elestiri olarak ortaya çiktigi toplumsal konu Marksizm'den önce var olmustur, varligini halen sürdürmektedir, Marksizm'in disinda bir nesnelliktir, Marksizm'in icat ettigi veya uydurdugu bir sey degildir. Öyleyse biz bu toplumsal konu açisindan Marksizm'e iliskin konusuyor ve bunu kendi devrimimizin kuramina dönüstürmeliyiz diyoruz.

Bizim revizyonizme iliskin tartismamiz skolastik bir tartisma degildir. Revizyonizm bizim için bir [düsünce] okulu degildir. Bizim mezhebimizle çelisen baska bir mezhep degildir. Yalnizca kendi toplumsal hareketimizle karsilayabilecegimiz baska bir toplumsal harekettir. Benim savim isçi komünizminin dönemimizin biricik gerçek Marksizm'i oldugudur, Devrimci Marksizm'in anti revizyonist hareketi olarak sözünü ettigimiz seyin bile toplumsal olarak baska bir sinifsal kutupta durdugudur. Marksist oldugundan kusku duymadigimi söyledigim düsüncelerinden söz etmiyorum. Vurguyu "toplumsal" sözcügüne yapiyorum. Siyasal ve kuramsal bir hareketin konumu, örgütlü bir hareketin ölçütüyle konustugumuzda 79 Devrimi döneminde bizim Devrimci Marksizm'imiz su an sözünü ettigim isçi komünizmiyle karsilastirildiginda toplumsal olarak toplumun baska bir odaginda yer alan bir örgütlenmedir [diyoruz]. Öyleyse isçi komünizmi ile "Devrimci Marksizm" hareketi arasindaki ayrim, anti revizyonist partilere iliskin konustugumuz anlaminda, derin bir ayrimdir. Büyük toplumsal bir ayrimdir.

Kuramsal açidan bizim Devrimci Marksizm hareketimiz isçi komünizminin belirli bir durumuydu, kendi belirli yasam ugraginda isçi komünizminin belirli bir olanagiydi: Kuramsal çarpitmalara savas açma ve Devrimci Marksizm konumunda belirme boyutundaki isçi komünizmiydi. Bundan kusku duyulamaz. Ancak bu anlamda Devrimci Marksizm yalnizca belirli bir durum ve çok boyutlu bir gerçekligin iki boyutlu bir imgesidir. Isçi komünizmine yönlerinden birinden baktigimizda Devrimci Marksist bir hareket görünümünde belirir. Bu anlamda Devrimci Marksizm ve anti revizyonist mücadelenin tarihi isçi komünizminin tarihinin bir bölümü ve bir boyutu olabilir. Ne var ki toplumsal, siyasal ve örgütsel bir hareket olarak isçi komünizmi bu biçimde sinirlanip özetlenemez. Burada sunmak istedigim tartisma tam da bu: 79 Devrimi'nden sonra Devrimci Marksizm'in Iran'da ilerleyisi toplum çapinda var olan daha genis çapli bir isçi komünist hareketinin temelinde gerçeklesebilmistir.

Her ne olursa olsun anti revizyonist hareket bir ideoloji ve bir sekt olarak Marksizm'i savunmak, dogrulugunu dile getirmek istemektedir. Ancak isçi komünizmi için Marksizm sürmekte olan bir devrimin ve sürmekte olan bir hareketin kuramidir ve Marksizm'i bu baglamda savunmaktadir. Daha sonra isçi komünizminin düsünsel temelleri konusundaki tartismamin girisinde geri dönüp Marksizm konusunda konusacagim.

Revizyonizm ve Marksizm'de kuramin konumuna böyle bir bakis kanimca geleneksel bir tepe taklakligi düzeltir ve sorunu ayaklari üzerine oturtur. Bu, yalnizca yöntem ve yöntembilime iliskin bir tartisma degildir. En öncü komünist hareket ve mevcut en devrimci Marksist örgüt olarak partimizin (Iran komünist Partisi'nin) edimlerine iliskin oldukça farkli çikarimlarda bulunmaya da yol açar.

Isçi komünizmi tartismasinda sinif mücadelesine iliskin baska bir yorum sunacagim. Bu yorum belli ölçülerde IKP'nin yayinlari ve edebiyatinda görünmektedir. Bu [yorum] kurama baska bir bakisi içermektedir. Isçi komünizminin partiye, toplumsal karakterine, görevlerine, örgüsüne, yapisina ve çalisma biçimine bakisi baskadir. Komünist hareketin tarihine, genel olarak solun tarihine ve isçi hareketi tarihine baska türlü bakmaktadir. Komünist devrim ve bir sistem olarak sosyalizmi kavramlastirmasi farklidir. Komünist partilerin önüne farkli pratik öncelikler koymaktadir. Gerçekten var olan pratikler ve partilerin sözde veya gerçekte çizdiginden oldukça farkli bir ufuk, perspektif ve gelecek tasarlayip çagdas komünizme sunmaktadir. Son olarak bu tartismanin temsil ettigi ivedilik, önem ve zindelik duygusu günümüz solunun yakasina yapisan ölgünlük ve solgunlukla karsitlik içindedir.

Bu bölümde söylediklerimin özeti söyledir: Isçi komünizmi her komünistin temel olarak sormasi ve yanitlayabilmesi gerektigi sorularin karsiligidir. Ben soru sorma hareketinin yandasi degilim, karsilik verebilme hareketinin yandasiyim ve kanimca bu [-isçi komünizmi-] karsiliktir. Isçi komünizmi bu sorunun siyasal, kuramsal ve pratik boyutlarindaki çok yönlü yanitidir. [Isçi komünizmi] bir seylerin kuramsal düzeltilmesi degildir, bir yönelim degildir, ayri bir yorum ve ayri bir çalisma yöntemidir. Isçi komünizmi, örnegin bizim partimizi de doguran toplumun evriminin devaminda ve çagdas dünyanin sinif mücadelesinin sürecinde ortaya çikar ve olusur, özel olarak Iran'da ise devrimci solun ve isçi hareketinin gelismesinin devaminda, o sürecin sonunda belirir. Vakti geldiginden kaçinilmaz olarak ortaya atilmaktadir. Bizim geçmekte oldugumuz evrim halkarindan biridir. Parti'nin kurulusu, popülizmin elestirilmesi vb. gibi. Isçi komünizmi ayni yönde yeni bir basamaktir. Son olarak isçi komünizmi belirli bir durus, belirli bir bakis ve belirli bir faaliyet için komünistlere yönelik belirli bir çagridir.

Konusmamin ikinci bölümünde isçi komünizmini olumlu biçimde açiklayacagim. Toplumsal bir gerçeklik olarak, siyasal bir kuram olarak, bakislar ve degerlendirmelerin bir kümesi olarak, belirli bir güç olarak isçi komünizminden söz edecegim.

Isçi komünizmi nedir?

Konusmamin ilk bölümünde isçi komünizminin hangi özgül kosullarda ortaya çiktigini, niye ve nasil ortaya çiktigini açiklamaya çalistim. Simdiyse isçi komünizmi konusunda olumlu bir tartisma sunmak istiyorum. "Isçi komünizmi nedir?" sorusunu yanitlamak istiyorum. [Isçi komünizmi] farkli düzeylerde anlasilan bir terimdir. Kanimca bu terim bir sorunlar ve görüngüler kümesiyle iliskidir ve bu kümeyi içermektedir.

Her seyden önce isçi komünizmi, tipki burjuva liberalizmi gibi, toplumsal bir gerçekliktir. Nasil ki burjuva liberalizmi toplumda fiilen varolan bir hareketse isçi komünizmi de toplumda fiilen varolan nesnel bir harekettir. Nasil ki burjuva demokrasisi nesnel toplumsal bir hareketse veya örnegin burjuva hümanizmi ya da burjuva liberalizmi etkinliklerini ve varoluslarinin farkli yönlerini her ülkede imleyebildigimiz nesnel toplumsal hareketler iseler isçi komünizmi de öyle bir görüngüdür. Toplumsaldir, nesneldir, partiler ve örgütlerle zaman zaman iliskiliyse de onlarin disinda vardir. Bu yüzden isçi komünizminin bir anlami isçi-komünist hareketi veya isçi komünizminin toplumsal hareketidir. Isçi komünizmi olarak nitelendirilebilen belirli toplumsal çekismedir. Bu isçi komünizmi, nesnel bir görüngü olarak, tarihsel bir görüngü ve gerçekliktir, sürekli hareket halinde olmustur, maddidir ve kendi tarihine sahiptir, kendi tarihsel ugraklari, olaylari ve kisilkileri bulunmaktadir.

Bunun yani sira isçi komünizmi bir düsünce sistemidir. Genel, kapsamli bir düsünce sistemidir (bu düzeyini de ele alacagim, toplumsal, kapsamli bir düsünce sisteminin degerlendirmesi gereken konulara iliskin görüslerini ve kuramsal temellerini degerlendirecegim).

Isçi komünizmi ayrica gerçekte varolan sosyalizmin bir elestirisi ve çagdas sosyalizmin tarihsel bir degerlendirmesidir. Bundan dolayi kuramsal-elestirel bir harekettir.

Isçi komünizmi ayrica sosyalizm ve sinif savasiminin özsel sorunlarina iliskin bir dizi belirli degerlendirmeler dizisidir.

Isçi komünizmi bir eylem, siyasal eylem yönergesidir. Bütün toplumsal, siyasal düsünsel görüsler gibi biri dizi siyasal eylemler yönergesidir ve bu kapasitede tanimlanabilir.

Isçi komünizmi ayrica komünizm için farkli bir parti gelecegi düsünen bir parti hareketidir. Isçi komünizmi bu bakis açilari, programlar ve siyasetler temelinde komünist partiler kurma hareketidir.

Son olarak isçi komünizmi Iran komünist Partisi'ne yönelik belirli bir çagridir. Belirli bir bakis açisi ve belirli faaliyet yöntemleri edinmesine yönelik bir çagridir.

Isçi komünizminden söz ederken salt kuramsal bir bakis açisini veya edinilmeleri gereken belirli bir dizi faaliyet yöntemlerini vs.den degil bütün bu kümeyi göz önünde bulunduruyorum. Komünizm toplumsal bir gerçeklikten, kuramsal bir bakis açisi vs.den olusan bir kümedir. Nasil ki komünizmi "isçi" öneki olmaksizin öyle anliyorsak, nasil ki komünizm tüm bunlarsa isçi komünizmi de sözünü ettigim bütün bu boyutlara sahiptir. Tartismamin devaminda açik biçimde isçi komünizmi kavramini komünizm kavrami yerine kullandigimi da açiklayacagim. Bugünkü tartismamda isçi komünizmini tanimlarken saydigim tüm bu boyutlari ele alacagim.

Toplumsal bir gerçeklik olarak isçi komünizmi

Toplumsal bir gerçeklik olarak isçi komünizmi nedir? Bana göre isçi komünizmi isçinin kapitaliste karsi direnisinin yansimasidir. Kapitalist toplum birkaç yüz yil önce ortaya çikti, bu toplumun içinde, onunla birlikte yeni bir isçi sinifi, proletarya, ortaya çikti ve bu sinif sermayeyle sürekli çekisme halindedir. Bu sürekli, rutin çekisme isçi sinifi içinde varolan duruma alternatifler sunan hareketleri ve bu gündelik çekismenin ülkülerinin ötesinde ülküler sunan egilimleri dogruruyor, isçi komünizmi bu hareketlerden biridir. Isçilerin komünizmi[dir]. Bu hareket vardir, süreklidir. Sermaye ve kapitalizmin niteliginden kaynaklanmaktadir, toplumsal bir kesim olarak isçi sinifindan türemektedir ve salt bir dizi inanci degil belirli bir hareketi imlemektedir, bir çekismeyi, toplumda sürmekte olan bir savasimi göstermektedir.

Isçi komünizminin ortaya çikis zemini iki yüz yildan daha eski olan ve Marx'in Manifesto'da ona göndermede bulunarak söze basladigi (buna daha sonra dönecegim) isçi sinifinin sosyalizmidir. Toplumsal bir gerçeklik olarak isçi komünizmi sinif içinde sermayeye karsi olusan bilinçli harekettir. Bu mücadelenin kendi ugraklari ve dönüm noktalari bulunmaktadir. Bu isçi komünizminin birçok ugragi komünist hareketin ugraklariyla örtüsmektedir. Birinci Enternasyonal kesinlikle bu hareketin ugraklarindan biri ve bu harekete ait bir olgudur. Ekim Devrimi kuskusuz bu egilimin ugraklarindan ve hareketlerinden biridir. Ancak isçi komünizmi yalnizca bu ve böyle gerçekler ve gelismelerle sinirlanmaz. Dedigim gibi isçi komünizmi çagdas toplumun sürekli, kaçinilmaz bir hareketidir. Ben Ingiliz maden isçilerinin bir yillik grevini de bu gelenegin içine yerlestiriyorum. Hareketleri dile getirdigi sloganlar ve sundugu inançlarla disaridan yargilamayi ögrenen kisi için madencilerin grevi komünizmle hiçbir ilgisi bulunmayabilir. Ancak isçi sinifinin toplumsal hareketi kesinlikle madencilerin grevini kendisinin bir parçasi sayar. Madenci issiz birakilip kendi çalistigi maden çivarindan buraya oraya saçilan kömür parçalarini toplamak zorunda kaldiginda ve polis gelip bunu önlemek istediginde bence Komünist Manifesto'nun yinelenmesinden baska bir sey olmayan su cümleyi söylüyor: "Ben bu kömürlerin parasini kusaklar boyu kendi ve babamin kaniyla ödedim. Bunlar benim." Bu isçi komünizmidir. Bu, Marksizm'in isçi sinifi içinde icat ettigi bir inanç degildir, Marksizm'in uydurdugu revizyonizmin ise elinden alabilecegi bir bakis degildir. Isçi sinifi direnise geçtiginde, sermayeyle karsi karsiya geldiginde, dünyanin neresinde olursa olsun bu hareketi içermektedir, bu yargiyi ve bu cümleyi yinelemektedir: "Bunlar bizim, bunlari biz ürettik." Bu yargi burjuva mülkiyetine karsidir. Bu anlamda isçi komünizminin kendi ugraklari bulunmaktadir. Bir hareket olarak araliksizdir. Ancak isçi komünizmi yalnizca sürmekte olan bu direnisin, kapitalizme karsi bu direncin ve "kendiliginden" hareketin tarihi degil toplumun sosyalist ve komünist elestirisinin de tarihidir. Sosyalizm ve komünizm bilinçli düsünce, elestiri ve dünyaya bakis biçiminde ancak bu hareketin içinde anlasilabilir. Sosyalist düsünürler, sosyalist ve komünist partiler bu tarihin bir parçasi olarak yükselirler. Bunlara daha sonra dönecegim. Ancak tartismanin bu düzeyinde yalnizca isçi komünizminin temel toplumsal dayanaklarina göndermede bulunmak istiyorum. Isçi sinifinin hareketinin içinde burjuvazi sorgulandiginda, sömürü ve burjuva mülkiyetinin mesruiyeti sorgulandiginda ve alternatifi önerildiginde, direnildiginde ve bu direnis sosyalist, sinifsal açidan gerçeklestiginde; iste bu nesnel bir görüngü olarak isçi komünizminin varolusu ve ortaya çikisinin sürekli, araliksiz temelidir.

Isçi komünizmi sinif mücadelesinin nesnelliginden dolayi nesnel bir olgudur. Devrimci komünizm ve sosyalizm bayragi ve sözcülügünün isçi sinifindan varsil siniflara tasinmasinin olumsuzluklarindan biri sinifsal savasimin anlaminin da burjuvazinin, burjuva aydin ve düsünürün konumuna göre degismesidir. Ben IKP Üçüncü Kongresi'nde(1) de buna degindim. Sinif savasimi sürekli, araliksiz bir mücadeledir. Marx, sömürü olan yerde sömürüye karsi direnis de mevcuttur der. Sinif savasimi tarihin lokomotifidir der. Tarihin lokomotifi tarihi sürekli ileriye götüren seydir. Sinif savasimi araliksizdir. Gerçek tarih bu sinif savasiminin tarihidir. Bu, tarihin en önemli konusudur. Birçoklari sürekli bir sinif savasimi oldugunu kabul etmiyor. Ulusal mücadele var diyorlar, irk mücadelesi, siyasal ve kültürel vs. mücadeleler var diyorlar. Ancak Marx'in bütün tartismasi bütün bunlarin arkasinda toplumun o dönemindeki ve üretim biçimindeki siniflari arasinda temel bir çekisme bulundugudur. Tarih tarihin yasalligindan baska bir sey degildir. Bir Marksist tarihten söz ederken tarihin yasalligindan, dinamizminden söz etmektedir. Tarihi açiklamak istediginizde toplumun niçin degistigini, bu olaylarin niye gerçeklestigini, toplumun bir biçimden baska bir biçime niçin büründügünü de açiklamaniz gerekir. Bütün bunlarin altinda sinif mücadelesi yatiyor. Öyleyse sinif savasimini görmek için yalnizca alanlara çikip sloganlari ve bayraklariyla isçileri görmenize gerek yok. Sinif savasimini burjuvazideki yansimasinda görebilirsiniz. Bu örnegi Kongre'de de vermistim: Bütün dünyada burjuvazi öncelikle kendi talepleri bulunan bir isçi sinifini karsilamaya hazirlaniyor, daha baslamamis ekonomik bir mücadelenin yeni halkalarina verecegi yanitlarini önceden hazirliyor. Nehru, bagimsizliktan konusulan Baglantisiz Ülkeler'in ilk konferanslarindan birinde söyle diyor: "Bu kadar tartmaksizin bagimsizlik diye tutturmayin, ülkenizi elinize verirler sonra siz gidip bagimsizligin ertesinde ekmek, konut, saglik isteyen isçinin yanitini vermek zorunda kalirsiniz." Biz Nehru gibi birinin uyarisinda sinif savasiminin yansimasini görüyoruz. Nehru -kaç tane fabrikasi bulundugu, proletaryasinin kaç kisi oldugu belirsiz- bagimsizligini yeni kazanmis bir ülkenin burjuvazisine er geç karsilasacagi bir nesnellik konusunda uyarida bulunmaktadir. Ülkeniz sizin elinize geçtiginde sürekli bir ugrasi olarak sinif savasimini yanitlamalisiniz diyor. O bu çatismanin bir gerçeklik oldugunu, fabrika olan veya fabrika kurulacak yerde isçinin önünde sonunda gelip taleplerini ortaya atacagini anliyor.

Bu sinif savasimi ve toplumu dönüstüren gerçek güç olan bu çekisme temelinde düsünceler, siyasetler ve partiler olusur ve yazgilari belirlenir. Isçi sinifi içindeki komünist egilim bu nesnel, maddi çekisme temelinde ortaya çikar ve islev görür. Bu söz iki yüz yil öncesi için, makina kiran Jack dönemi için biraz asiri görünse de artik öyle degildir. Marx'in kitaplarinin yüz binlercesinin çesitli ülkelerde dagitildigi yüz otuz, yüz kirk yildan sonra, herkesin sosyalizm ve komünizmin adini duydugu dönemde, her ülkenin isçi sinifinin bulundugu ve belirli talepleri oldugu konusunda kesin güvence verilebilirken isçi sinifi içinde de komünist egilim mevcuttur. Birileri bunlar pro-Rus veya pro-Çin vs. komünistlerdir diyebilir. Ancak isçinin pro-Rus veya pro-Çin olmasinin nedeni isçinin temelde sosyalist olmasindan ve bunlari sosyalizmin bayraklari ve kutuplari olarak kabul ettiginden kaynaklaniyor. Çin veya Sovyetler Birligi bu egilimi isçi sinifi içinde icat etmiyor, onu kendine yönlendirmeye çalisiyor. [Sözü edilen] sosyalist egilim sosyalizmin iki yüz yili askin nesnel varligi, sosyalist devrim ve hareketlerin varligi temelinde ortaya çikmistir ve sosyalizmin sözümona skolastik kutuplari bu baglamda çalismaktadirlar. Ancak isçi sinifi içindeki komünist egilim kendi ayaklari üzerinde durmaktadir, temelleri Çin veya Sovyetler Birligi'nin çagrisi degil üzerinde durdugu sinif mücadelesidir. Son çözümlemede ayak bastiginiz bütün kapitalist ülkelerde belli ölçülerde direnen ve itiraz eden, kapitalistlere karsi belli bir hareketliligi olan bir isçi sinifinin bulundugu konusunda güvence verilebilir. Bu isçiler arasinda sosyalist yönelimlerin bulunabileceginden de kesinlikle kusku duymamak gerekir. Yirminci Yüzyil'in sonunda bu sosyalist yönelimleri arastirdiginizda Lasal'in degil Marx'in yapitlariyla karsilasacaginiz konusunda ben güvence veriyorum. Isçi komünist egilimi nesnel bir gerçekliktir. Sinif içinde faaliyet eden bütün partilerin disinda, onlara öncel bir gerçekliktir.

Sinif içindeki bu sosyalizm toplumun yapisal degisiminin yansimasidir. Kapitalist öncesi toplumun kapitalizme dönüsmesi ve kapitalizme karsi antitezinin de zorunlu olarak ortaya çikisinin, dönüsmesinin temellerinin belirisinin [yansimasidir]. Marx'in Manifesto'daki bütün tartismasi kapitalizmin ortaya çikisiyla sosyalizmin maddi, nesnel temeli olan, sosyalizm bayragini elinde tutan, sosyalizm isteyen, kapitalizmin yikilmasini isteyen ve kapitalizmin üzerinde yükseldigi temelleri -üretim araçlarnin özel mülkiyetini- yikmak için çabalayan yeni bir proletaryanin olustugudur. Bu anlamda sosyalizm kapitalizm kadar gerçek ve nesneldir. Bu sosyalist hareket en az kapitalizm kadar ciddi ve gerçektir. Bence bu hareket ve bu sinif savasimi çagdas tarihin temelidir. Bir parti kurup basariya ulasmak isteyen kisi bu mücadeledeki yerini bulmalidir. Bir siyasal parti bir yerde büyüyorsa bu mücadelenin bazi sorularini yanitlayabildigindendir. Ben Kürdistan'da Komala'nin Altinci Kongresi'nden(2) önce (Kongre'nin bildirgelerinde de yer alan) su tartismayi sunmustum(3): Komala'nin büyümesinin nedeni bizim uzgörümüzden çok nesnel olarak güçlenmkte olan bir sinifin örgütü olmasidir. Nesnel olarak güçlenmekte olan bir sinifin yaninda durdugundandir. Bu yüzden büyüyor ve bu yüzden Demokrat Parti'nin bize karsi etkinligi zayifliyor. Bunu anladigimizda artik bu süreci bilinçli biçimde ilerletmeliyiz. Komala gibi bir örgütün güç kaynagini sinifta, bu sinifin yogun, örgütlü oldugu yerlerde ve sinifin direnis biçimlerinde aramak gerekir. Komala'nin güç kaynagini baska yerde arayanlar yollarini sasirmislardir. Çagdas tarihi tanimamislardir, bu tarihi etkileyip partisini ilerletebilmek için çagdas tarihin dinamizmini taniyamamislardir.

Bu konuya tartismanin sonunda dönmem gerekecektir. Burada isçi komünizmi çagdas tarihte sahne önünde br harekettir sözüne iliskin daha nesnel bir imgeniz olmasini saglamak istedim. [Isçi komünizmi] benim arkeologlar veya baska arastirmacilar yardimiyla bilimsel yollardan kanitlamam gereken bir sey degildir. Bu görüngü her gün burjuvazinin ne yaptigina, üretim ve siyasette ne yaptigina, hangi ideolojiyi yayginlastirdigina, hangi ahlaki kendi içinde güçlendirdigine, dine ne kadar yol verdigine, liberalizme ne kadar alan tanidigina vs.ye damgasini basmaktadir. Burjuva sinifin bütün hareket ve eylemleri sosyalizmden konusan bir sinifin karsisinda durmasindan etkilenmektedir. Çagdas toplumun özü budur. Gidip burjuva özgür gazetelerin altinda ne yattigina bakin: Anti-komünizm, komünizm, sosyalizm, Marx ve isçi sinifina karsi düsmanlik. Bu, [günümüz] toplumunun kültürel ve üstyapisal kurumlarinin, yönetim biçimlerinin temlidir. Bu ülkelerde demokrasi veya diktatörlüklerin [is basinda] olmasinin nedeni de budur. Bütün hikaye bu. Temel hikaye bu ve isçi komünizmi egilimi iste bu temel hikayede -isçi sinifinin burjuvaziyle karsilasmasinda- belirleyici, canli bir konuma sahiptir.

Sonunda Marksizm'in bu egilimin kendi bilincine varmasindan baka bir sey olmadigi noktasina variyoruz. Engels Komünist Manifesto'nun önsözünde sunlari diyor "Niçin komünist manifesto adini seçtiniz diye soruyorlar. Niçin sosyalist manifesto adini seçmediniz?" Söyle karsilik veriyor Engels: O dönemde sosyalizm belirli bir seydi, temsilcileri bulunuyordu, burjuva toplumunu islah etmek isteyen o saygin hareketti, tam da kapitalizm is basida kalabilsin diye asagi siniflarin durumunu iyilstirmek istiyordu. Bunlara karsi ise isçiler duruyordu. Bunlar kaba saba biçimde burjuva mülkiyetine karsi duran bir çesit sosyalizm getirmislerdi (sahsiyetlerini aniyor sonra, Almanya'da Weitling, Fransa'da Cabet vb.). Biz söylediklerimize baktigimizda bu hareketin adini almamiz gerektigini gördük. Bu bildirgenin adi yalnizca komünist olabilir. Bunlar kendilerine komünist diyorlardi, bu yüzden biz de bu bakis, kuram ve perspektifin bütününü komünizm olarak adlandirdik. Bir baska deyisle Marksizm temelde kendini bu toplumsal egilimin özbilinci ve ifadesinin en üst biçimi olarak tanitiyor. Bildirdigi manifesto bunlarin manifestosudur diyor. Fiilen mevcut olan bu toplumsal egilimin manifestosudur. Marksizm'le birlikte artk bu hareket güçlü kuramsal bir temele kavusmus durumdadir. Engels Manifesto'nun yayimlanmasi ugraginda sosyalizm hiç olmazsa Avrupa Kitasi'nda saygindi diyor oysa komünizm için durum bunun tam tersineydi. Okumus burjvalar sinifinin sosyalizmi karsisnda isçilerin komünizmi vardi. Komünizm isçi sinifinin toplumun radikal yeniden yapilandirilmasni talep eden, siyasal devrim yeterli degil, toplumsal bir devrim gerçeklestirilmelidir diyen kesiminin sözüydü. Bu kesim kendini komünist olarak adlandiriyordu ve komünist toplumsal devrimi ülküsünü ortaya atiyordu. Marksizm bu temelde konsuyor. Bu yüzden bu bildirgenin adi Komünist Manifesto'dur. Çünkü burjuva sosyalizminin adi olan sosyalizmle arasindaki sinirlarni çizebilmeli ve komünist olarak, isçi sosyalizminin savuncusu olarak kendini belirginlestirmeliydi.

O dönemde komünistler isçilerdi. Günümüzde, Manifesto'nun yayimlanmasindan yaklasik yüz kirk yil sonra gerçekte varolan komünizm artik isçilerin özgüllügü degildir, Marx'in kendi döneminde sözünü ettigi sosyalizm gibi burjuvalara aittir. Bu yüzden biz "isçi" sözcügünü ekleyip "isçi komünizmi" diyoruz, böylece Manifesto'da Engels'in sözünü ettigi toplumsal konuma dönemk istiyoruz. Eger Komünist Manifesto'yu yeniden yayimlamak istesem adini Isçi Komünizmi Manifestosu koyarim. Ancak daha sonra bunun yüz otuz yil önceki isçi komünizmi manifestosu oldugunu, günümüz isçi komünizminin günümüz dünyasinin yeni bir yorumun gereksinimi oldugunu ve günümüz dünyasi için çalisma yöntemi belirlemesi gerektigini açiklayacagim.

Marksist düsünce sisteminin temelleri ve çerçevesi

Her ne olursa olsun söz konusu tartisma beni bu soruya yöneltiyor: Bir bakis açisi, bir görüs ve düsünsel bir sistem olarak isçi komünizmi nedir? Buraya kadar sorunun yanitini zaten vermis oldugumu düsünüyorum: Isçi komünizmi Marksizm'dir. Düsünsel bir sistem olarak bütünsel ve kapsayicidir, çünkü Marksizm ile aynidir ve Marksizm de bütünsel ve kapsayicidir. Bu anlamda isçi komünizmi yönelimi, isçi komünizmi bakisi, kuramsal açidan Marksist ortdokslukta ayak diretiyor. Benim burada ekleyecegim tek sey isçi komünizminin bu Marksizm'i 20. Yüzyil'in sonunda uygulamaya çabalamasidir. [Isçi komünizmi] toplumdaki nesnel degisimlere bakiyor, sosyalist harekete bakiyor, bunlari kendi sistemi içinde irdeleyip yanitliyor. Yanitlamak zorundadir da. Bu, proleter olmayan, isçi olmayan sosyalizmlerden ayri olarak ortaya attigimiz isçi komünizmidir. Isçi komünizminin düsünsel aygiti Marksizm'dir, kendi zamansal kesisiminde, 20. Yüzyil'in sonundaki Marksizm'dir. Bayragini Komünist Manfesto'nun yükselttigi Marksizm'dir.

Bunu söyledigimde bazilari Iran Devrimci Marksist hareketi de ayni seyi dile getiriyordu diyebilir: Marksizm'in dogrulugu ve ilkeselliginin vurgulanmasi. Bu soruyu yanitlayabilmek için kendimi Marksizm, isçi komünizmi ve isçi komünizminin ekonomi ve felsefe konusundaki yorumlari konusunda bazi açiklamalar yapmakla yükümlü görüyorum. Bu hareketin, isçi komünizminin, Marx'i tanitmak istedigi biçimde burada Marx'i sunabilmek ve ayni zamanda bu Marksizm'in isçi komünizmi hareketinin kurami oldugunu gösterebilmek için Marx'in sosyalizm kurami ve sosyalizm konusundaki yorumlarina iliskin bazi noktalara deginmek zorundayim.

Burada, örnegin, Marksist felsefeden konustugumda genel olarak Marksist felsefe hakkinda bir seminer sunmus olmak istemiyorum. Eregim Marksist felsefenin, Marx'in siyasal ekonomi elestirisinin, Marx'in siyaset kuraminin, sosyalizm yorumunun sinifsal özünü açiklamaktir. Bu kuramin niçin sonuçta toplumsal bir varlik ve öge olan isçi sinifinin kurami oldugunu, bunun tersinin olmadigini göstermek istiyorum. Marksizm yalnizca isçi sinifina yarayan bir kuramdir. Bir kuram olarak Marksist kuramin olumlu temellerinin belirli toplumsal-sinifsal bir varolusun, es deyisiyle isçi sinifinin varligi ve pratigi oldugunu göstermek istiyorum.

Marksist felsefe konusunda birkaç noktayla baslamak istiyorum. Hepimiz Marksizm'in materyalizm oldugunu biliyor ve yineliyoruz. Bu, maddenin düsünceye ve nesnel dünyanin zihinsel dünyaya önceligi vs. anlamina gelmektedir. Ayrica hepimiz Marx'in yalnizca bunu söylemedigini, bu materyalizmin basina bir de diyalektik sözünü ekledigimizi, kendimizi diyalektik olmayan baska materyalistlerden ayirdigimizi da biliyoruz. Marx'in kendisinden önce ve kendi dönemindeki materyalizme elestirisinin ekseni olan bu diyalektigin özü nedir?

Marx bu konuyu Feuerbach elestirisinde açikliga kavusturuyor. Ben bu elestirinin belirli iki (Marx'in elestirisi oldukça kapsamli ve bütünseldir) yönüne deginmek istiyorum. Marx'tan önceki materyalizm için nesnel dünya önceldir. Bir nesnellik vardir ve insanin öznelligi (zihni) bilinç olarak, insani bilinç olarak bunun karsisinda yer alir ve onu yansitir. Marx'in bu materyalizmle ilk anlasmazligi bu ifadenin dogru olmadigi konusundadir(4). "Öznellik" nesnel dünyayi yansitmakla kalmaz onu degistirir. Böylece denklemin bu tarafi da nesnel temelde nedir, niçin oldugu gibidir sorusuyla iliski içinde etkin bir ögeye dönüsür. Nesnel, öznelligin karsisinda bir ayna gibi yer alacagi öncel, önsel bir veri degildir. Bu öznel öge degisimin etkin ögesidir. Bu yüzden Marx pratik kavramini ortaya atiyor. Marx falanca yerin üzüm baglari sizin için insanlarin zihninin yansittigi bir nesnelliktir diyor. Ama kendi gününde bu baglar belirli insanlarin çalismasinin ürünü olarak ortaya çikmistir(5). Nesnelligini algiladigimiz her sey etkin, bilinçli öge tarafindan gerçeklestirilen bir degisim sürecinin ürünüdür. Bu yüzden Marksizm'i ve Marx'in materyalizmini kendisinden önceki materyalizmlerden ayiran ilk sey pratik kavramidir. Marx Alman Ideolojisi'nde Feuerbach elestirisinde bir yerde komünizm ve "pratik materyalizm"i esanlamli olarak kullaniyor, "biz komünistler, es deyisiyle pratik materyalistler"den söz ediyor(6).

Bu yüzden ilk kavram pratik kavramidir. Marx'in Feuerbach'la tartismasinin baslangiç noktasi pratik kavrami ve gerçeklik ile pratik arasindaki iliski konusundadir. Bir seyin gerçek olup olmadigi kendinde belirlenmez(7). Konuya iliskin pratikle gerçekligini kanitlamak gerekir. Kanitlama pratik bir sorundur. Pratik ilk ayrim noktasidir. Pek iyi ama pratik nedir? Bu özellikle bizim tartismamizla baglantili olan bir sorudur.

Marx'in Feuerbach'la ikinci anlasmazligi Insan konusundadir. Insanin pratigiyle nesnel dünyayi dönüstürdügünü kabul ettik. Ancak soru su: Bu insan nedir? Marx'in Feuerbach'la anlasmazligi sudur: Marx, Feuerbach için insan soyut, dogal ve içgüdüsel bir görüngüdür diyor, oysa insan toplumsal bir görüngüdür. Feuerbach insanin özüne variyor(8). Feuerbach'in felsefesinde sözü edilen nesnel dünya karsisinda onu yansitan insan yer aliyor, bu insanin da örnek bir tanimini vermek gereklidir. Insani kendi özüyle açiklamak gerekir(9). Mekanik materyalizm bunu yapmak zorundadir, görüngüleri özleriyle açiklamaya girisir. Marx bunu yapmaz. Marx insanin bu özü kendi disindaki bir durumun sonucudur diyor(10). Marx, Feuerbach'in dogal, özsel insani karsisinda toplumsal insani çikariyor. Insan basindan geçen toplumsal iliskilerin kesisim noktasindan baska bir sey degildir diyor. Bu görüngü nesnel dünyanin karsisinda yer aliyor ve bu dünya onu etkiliyor. Marx için insan toplumsal bir kavramdir, toplumun ürünüdür, her ugrakta o insani etkileyen toplumsal iliskilerin (gidisin) bileskesidir. Feuerbach'in deyisiyle nesnel dünyayi yansitan insan Feuerbach için belirli duyulari, belirli içgüdüleri ve kendi disindaki dünya konusunda belirli duyarliliklari olan biyolojik bir varliktir. Ancak Marx için insan çagdasi oldugu toplumun yogunlasmasi ve içinde yer aldigi toplumsal konumun ürünüdür. Bu noktada toplum kavrami Marx'in yorumuna katiliyor. Toplum basindan beri Marksizm'in insan taniminda bulunuyor. Önce insanla baslayip sonra toplum, üretim biçimi vs.den konusuyor degiliz. Marx'in çözümlemesinde insana öncel olarak toplum insan kavraminin tanimina ta bastan katiliyor. Ancak bu tartismanin tümü degil. Bir sonraki adimda Marx toplumu nasil tanimliyor diye sormak gerekir. Alman Ideolojisi'ne gidip Marx'in toplumu nasil tanimladigina bakmaliyiz. Marx için toplum -burjuva siyaset bilimi derslerinin öne sürdügü gibi "birlikte cadde yapmaya, birbirlerinin haklarina saygi göstermeye, isbölümü yapmaya karar veren insanlar toplulugunun sözlesmesi"- yan yana yasamaya ve çalismaya karar vermis bireylerin dogrusal bir toplami degildir. Alman Ideolojisi'nde Marx toplum var olmazdan önce insanlar yasamali ve kendilerini yeniden üretebilmelidir diyor(11). Marx sorunu ivedilikle üretim ve yeniden-üretimle iliskilendiriyor(12). Bu yüzden temeli üretim olan toplumun ana dayanaklarindan söz ediyor. Bu yüzden insan toplumsal özelliklere sahiptir dedigimizde hemencecik, bu toplumsal özelligin arkasinda o belli insanin çagdasi oldugu önemli ve belirleyici üretim iliskilerinin yer aldigi anlasiliyor. Dolayisiyla Marx için toplumun toplumbilimsel bir anlami yoktur. [Marx için toplum] dolayimsiz olarak altyapisinda üretimsel ve ekonomik bir anlama kavusur. Marx altyapi ve üstyapi arasindaki iliskiyi de açikliyor (ne var ki sözcügün özel anlaminda bu konu buradaki tartismamizla ilgili degildir).

Ne var ki henüz sorunu bütünüyle açiklamis degiliz. Üretim bize neyi anlatiyor? Iste bu noktada sinif kavrami toplumun her ugraktaki üretimsel sürecinin ayrilmaz ögesi olarak insan tanimina katiliyor. Bu yüzden Marksist felsefede baslangiç, algi ve kavramanin baslangici bile, kisinin gerçegin ne oldugunu anlayabilmesinin baslangici, felsefeden konusabilmeye baslamanin bile veya bir felsefeye sahip olabilmenin baslangici siniftir(13). Marksist kuramda sinif kavrayistan da önce sisteme katiliyor. Sinif Marksist felsefenin basindan beri vardir. Sinif insanlarin sonradan içinde yer alip siniflandirilacaklari bir kategori, bir siniflandirma degildir. Burjuva toplumbilimi için böyledir, [burjuva toplumbilimi] soyut insanlardan baslar, daha sonra insanlarin ve bireylerin çizgisel toplamiyla topluma varir, oradan da insanlari siniflandirarak sinif ve toplumsal siniflar kavramlarina ulasir. Marx için sinif kavramini ise katmadiginizda felsefesi çevresindeki dünyayi açiklamak için hemen basta tökezler. Felsefesi tökezler zira insanin toplumsal iliskilerinin ürünü oldugunu iddia etmektedir, bu toplumsal iliskilerin sinifsal oldugunu ileri sürmektedir. Bu toplumsal ve sinifsal iliskilerin ürünü insan, toplumsal nesnelligin karsisina konuldugunda pratiginin, gerçekliginin vs. ne oldugu görülür. Marx'in insan kavrayisinda sinif mevcuttur. Marx'in pratik kavrayisinda, materyalizm kavrayisinda sinif hep mevcuttur.

Ya siyasal ekonomi alani? Marx'in kapitalist topluma yönelttigi bir elestirisi mevcut. Marx'in Kapital'i ve öteki ekonomi kitaplari ekonomi egitimi degildir. Kendi disindaki dünyanin elestirisidir. O toplumun iktisadiyatinin elestirisidir. Marx açisindan söz konusu toplumun temelleri, toplumun ortaya çikmasinin kosulu sayilan toplumun üretimsel temellerinin elestirisidir. Marx'in kapitalist siyasal ekonomiye yönelttigi elestiri nedir? Baktigimizda yine bu elestirinin ekseninin sinif kavrami oldugunu görürüz. Marx'in kapitalizme yönelttigi elestirinin temeli arti-deger kurami ve sermaye birikimi kuramidir. Marx sermaye kendisini artiran degerdir diyor. Büyüyen degerdir. Pek iyi ama niçin deger büyüyor? Birikim nasil gerçeklesiyor? Bu "artmis olan" deger nereden geliyor? Bu konuyu çözümlediginde Marx derhal is gücünün alim satimina variyor. Is gücü adinda bir metaya, kapitalist toplumda is gücünü satan isçi adinda bir görüngüye variyor. Bu yüzden isçi Marx'in siyasal ekonomiyi elestirisiyle isin içine giriyor. Arti-deger kurami isçi kavrami olmaksizin anlamsizdir. Marx'in ekonomik elestirisinin ekseni isçi sinifidir. Isçi sinifi is gücünü satmak zorunda olan toplumsal bir siniftir, halk kitlesinin bir kismi, toplumun bir kesimidir. Marx bu sinifi nesnel olarak tanimliyor. Bazilari Marx'in isçi sinifi taniminin belirsiz oldugunu iddia ediyorlar. Ücret alan herkes, örnegin polisler ve papazlar da mi isçi? Isin püf noktasi surada: Marx basindan itibaren ekonomi alanini toplumsal siniflarin belirlendikleri bir alan olarak tanimlamaktadir. Marx için herhangi bir is karsiliginda ücret alan kisi degil ister taksit halinde, ister aylik veya gündelik biçimde ekonomi alaninda ücret alan kisi isçidir. Marx için ekonomi alani siyaset alanindan açik biçimde ayrilabilmektedir. Kapital'de bunlar açikça görülebilir. Marx'i ekonomiden siyasete ve toplumun iktisadi olmayan üstyapisina tasiyan halkalarin hepsi tartismalarinda açikça bellidir. Isbölümünden basliyor, sonra mülkiyeti açikliyor vs.

Isçi, özellikle de proletarya, tanimlanmis nesnel bir kavramdir. Engels'in Komünizmin Ilkeleri'nin 17 sorusundan 11'i nesnel bir görüngü olarak bu olgunun açiklanmasina yöneliktir. Proletarya hangi özgül biçimlerde düsünen kisidir denmiyor, hangi belirli nesnel ekonomik konumda yer alan kisidir deniyor. Bu nesnel konum da anlasilabilirdir.

Marx'in siyasal mücadele alanina, es deyisiyle tarihe bakisinda da yine ayni biçimde sinifin eksendeki konumu görülebilir. Sinif savasimi ve bu savasimin yazgisi Marx'in tarihe ve toplumun gelisim sürecine bakisinin eksenindeki noktadir. Marx'in devlet kavramina ve devletin ortaya çikisina bakisi özünde sinif kavramini tasimaktadir. Devletin ortaya çikmasi artik-ürünün -dogrudan üreticinin yeniden çalisip üretebilmesi için tüketmesi gerekenin fazlasi olan ürünün- orataya çikmasinin sonucudur. Insan toplumu artik-ürüne sahip olmadigi sürece, kisinin yasayip sonra da yeni bir seyler bulmasi için ürettigini oldugu gibi tüketmesi gerektigi durumda devlet de söz konusu degildir. Böyle bir durumda devletin bir islevinden söz edilemez. Devlet bir seyleri birilerinin elinde almak istedikleri döneme aittir. Üretici yok olmaksizin, üretim durmaksizin üretenin elinden çikarilmasi gereken bir artik oldugunda devlet ortaya çikar. Bir baska deyisle tarihsel ölçekte çalisan kitle açisindan üretiminin bir bölümü elinden alindiginda yasamasini saglayan bir seyler kalmalidir. Bir toplulugun üyelerini yok edip ellerindeki almak olanaklidir, ancak süregen bir toplumda devlet artik-ürüne dayanmaktadir. Burjuva toplumunun devleti arti-degere dayanan bir gerçekliktir, dogrudan üreticiler olan isçilerin tüketiminin fazlasinin artik-üretimine dayanmaktadir. Marksist bakista devlet bir sinifin devletidir. Devlet Marksizm'de temelde sinifsal bir görüngü olarak tanimlanmaktadir. Marksist kuramda bu sinifsal savasim son çözümlemede -devlet ve siniflarin bulundugu bir toplumdan siniflar ve toplumun bulunmadigi bir topluma geçisin öncülü olarak- bir isçi sinifi devletiyle sonuçlanir. [Iste bu noktada] Marx isçi sinifi diktatörlügünü ortaya atiyor.

Temeli sinif savasimi olan bu hareketin, bu tarihin eregi ve bu tarihin yönü nedir? Tarihte yasalliktan söz ediliyorsa bu yasallik hangi yöndedir? Bu soru bizi sonraki basliga vardiriyor: Marx ve Marxçi sosyalizm. Bu oldukça ilginç bir konu. Günümüzde nelere sosyalizm dendigine bir bakalim. Marx bu konuda oldukça açik konusuyor. Komünist Manifesto'da ve öteki metinlerde Marx onlarca kez komünistlerin üretim araçlarinin özel mülkiyetini ortadan kaldirilmasiyla belirlendiklerini yaziyor. Komünistlerin ayirici özelligi burjuva mülkiyetini ortadan kaldirmalari, ücretli isi ve ücretli köleligi yok etmeleridir. Es deyisiyle bu sinif savasiminin sonucu, bu sinif savasiminin zafere ulasmasi bir mülkiyet düzeninin ortadan kaldirilmasidir (söylenenler göz önünde tutuldugunda bunun Marx'in felsefi ve toplumsal bakis açisiyla nasil dogrudan baglantili oldugu görülür). Insani böyle bir konuma sürükleyen bu belirli üretim iliskilerini dönüstürmek gerekir. Bundan dolayi Marx'in sözünü ettigi devrim basit bir siyasal devrim degildir, toplumun ekonomik altyapisina el atan, üretimin özel mülkiyetini ve onunla birlikte burjuva ve proleter olmanin özünü ortadan kaldiran bir devrimdir. Marx hiçbir yerde bundan azini söylemis degildir. Komünist devrim için bundan daha küçük bir görev tanimlamamistir. Burjuva sosyalizmi de ekonomik dönüsüm ve gelisim istiyor. Ancak ekonomik durumdaki bu degisimin kesinlikle üretimin burjuva mülkiyetini ve ücretli isi ortadan kaldiracagini tasarlamiyor, bu da yönetsel reformlardan baska bir anlama gelmez. Toplumsal devrimin ekonomik içerigi Marx için oldukça açik biçimde tanimlanmistir, bu da üretim araçlarinin özel mülkiyetinin ve ücretli isçin ortadan kaldirilmasidir. Bu, toplumun bir kesimini varolmak için is gücünü satmak zorunda birakin durumun sona ermesi demektir.

Bu yüzden Marx'in göz önünde tuttugu devrimin ve Marx sosyalizminin özgüllügü düsünüldügünde isçi sinifi kavrami ve isçi sinifinin nesnel varolusu eksende yer alir. Bu sinifin konumu degisime ugrayacaktir. Burada kastettigim degisim gönenç, tüketim vb. konularda degil bu sinifin toplumsal konumudur. Toplum siniflara bölünmemelidir. Yasayabilmek için is gücünü satmak zorunda olan bir sinifin varligina yol açan durum yok edilmelidir. Marx'in sosyalizmi isçi devriminin ürünüdür.

Burada açikça bir isçi elestirisi görüyoruz. Durum, iyiliksever düsünsel bir sistemin, elinde fenerle toplum içinde devrime yarayacak toplumsal bir kesim aradigi ve isçi sinifini buldugu, bastan sosyalizmi istedigi, simdi hangi sinifin bunu sonuca ulastirabildigini ve sosyalizmin yürütme gücü olacagini ögrendigi biçiminde degildir. Tam tersine bu, kuramsal bir dille konusan toplumsal bir harekettir. Toplumsal karsiligini bulan kuram degil bu kuramda konusan isçinin ta kendisidir, Marksizm'in bütün önemi de buradadir: Iyice incelendiginde konusanin isçinin ta kendisi oldugu görülür. [Marksizm] felsefesini varlik nedenini varsaymaksizin açiklayamaz. Marksist kuramda isçi sinifi çözümlemenin hiçbir asamasinda disaridan ithal edilmez, basindan beri zaten mevcuttur, çözümleyenin ta kendisidir. Isler söyle yürümüyor: Kurami ürettik, simdi de en sürekli falanca kesimi belirlememiz gerekiyor, toplumsal siniflarin nerede durduguna bakiyoruz sonra da "iste isçi sinifi, iste en sürekli demokrat!", "iste isçi sinifi, iste en esitlikçi sinif!", "kadin özgürlügü mücadelesinin en sürekli savunucusu!", "iste isçi sinifi iste bilmem hangi sorunun en sürekli yandasi!" demiyoruz. Durum kesinlikle böyle degildir. Konu düsünsel bir okulun göz önünde bulundurmak istedigi toplumsal siniflari bulmasi veya toplum konusunda yargisini bildirmesi degildir, tam tersine bu toplumun belirli bir kesiminin felsefe ve kurama iliskin yargisidir. Toplumun belirli bir kesiminin bütün bunlar ve toplumun gelecegi konusundaki yargisidir. Marksizm'in bütün güzelligi ve önemi burada yatmaktadir. Iste bu yüzden bana göre Komünist Manifesto'yu okumak isteyen kisi önce kitabin adini Isçi-Komünist Manisfesto olarak degistirmelidir. Marx'in tartismasinin hiçbir yerinde sinifin varligi kanitlanmiyor, bastan varsayiliyor. Sinifin çikarlari hiçbir yerde kanitlanmiyor, bastan varsayiliyor. Hiçbir yerde bu çikarlarin hakliligi ve mesruiyeti için uslamlamada bulunulmuyor, bunlar bastan varsayiliyor. Isçi sinifinin özgürlesmesi gerektigi bastan varsayiliyor. Bunun için uslamlamada bulunulmuyor. Burjuva sosyalizmi toplumun varsil ve yoksula bölünmesinin iyi olmadigini söylüyor, buradan da yoksun kesimlere yardim etmeye variyor. Marksizm'de söz konusu olan sey kesinlikle bu degildir. Marksist kuram, Marksist felsefe isçinin sözüdür. Belirli kisiler olarak degil böyle bir toplum istemeyen belirli bir sinif olarak isçi sinifinin sözüdür. Marksizm toplumsal bir sinifin baskaldirisinin dokusu ve içerigidir. Isçi sinifini Marksizm'den çikardigimizda geriye hiçbir sey kalmaz. Isçi sinifini Marksizm'den çikardigimizda Marksizm uygulayicisiz bir kurama, uygulanamaz bir kurama dönüsüyor degildir, isçi kavramini Marksizm'den çikardigimizda geriye hiçbir kuram, hiçbir felsefi açiklama, kendisinden önceki felsefeye hiçbir elestiri, siyasal ekonomiye hiçbir elestiri kalmaz. Uygulanip uygulanamayacak hiçbir sey kalmaz. Isçiyi Marksizm'den çikardiginizda geriye Marksizm kalmaz. Durum burjuvaziyi çikarip yine de liberal kuram ileri sürmek istemeye benzer. Nasil ki liberalizmde, muhafazakarlikta, fasizmde burjuvazinin toplumsal varligi varsayiliyorsa Marksizm'de de isçi sinifinin toplumsal varligi varsayiliyor ve hiçbir yerde tartisma konusu edilmiyor. Bunun tersi bir durum düsünülmemistir. Bir toplumda isçi yoksa kapitalizm de yoktur, Marksizm de yoktur. Ancak kapitalizmden konustugumuz yerde Marksizm o toplumdaki isçinin felsefi, siyasal, ekonomik ve toplumsal sözüdür.

Bu anlamda bir düsünce sistemi olarak Marksizm isçi sinifina iliskin bir düsünsel sistem degil isçi sinifinin düsünsel sistemidir. Isçiler için devrim kurami degil isçilerin devrim kuramidir. Isçi sinifinin Marksizm'deki anahtar rolü toplumsal adalet, ilerleme, büyüme, üretici güçlerin gelisimi vb.den çikarsanmis degildir. Örnegin "toplumsal gelisim için isçiler devrim yapmali", "toplumsal adalet için isçiler devrim yapmali", "toplumsal adalet için isçi sinifi önderligi ele geçirmelidir" biçiminde degildir. Isçi kavrami hiçbir yerde adalet, esitlik vb. gibi isçi kavramina öncel oldugu düsünülen kavramlardan kaynaklanmaz. Durum bunun tam tersidir. Esitlige, adalete, ilerleme ve gelisime, tarihe ve topluma gerçek anlamlarini kazandiran sey isçi kavrami, es deyisiyle isçinin ücretli isine dayanan toplumdur.

Marksizm, tanim geregi, dünyaya bakisi temelinde kendisine iliskin sundugu tanim geregi, proleter bir bakis açisi ve düsünsel sistemdir. Yalnizca temel dayanaklari yok edildiginde isçi ve proleter olmayan bir isleyisi olabilecegi tasarlanabilir. Bu da gerçekte son yüz yilda olup biten seydir. Marksizm, belirli nedenlerden dolayi, burjuva sinifinin bazi kesimlerince kullanildi. Örnegin burjuvazinin sol kanadi Marksizm'i siddetli siyasal eylem kurami olarak, isçi sinifini kendi siyasal gündemi dogrultusunda seferber etme kurami olarak kullaniyor. Göz önünde bulundurdugu degisimi gerçeklestirmek için toplumun yoksun kitlelerini seferber etmek isteyen burjuvazinin belirli kesimleri kaçinilmaz olarak Marksizm'e basvruyorlar. Bu konulara daha sonra dönecegiz. Ancak önemli nokta su: Marksizm'in isçi sinifi hareketinden çesitli burjuva hareketlerinin eline geçisi bu sistem ve düsüncenin revizyonu ve çarpitilmasi olmaksizin olanakli degildir, ayni biçimde Marksizm'in isçi sinifinin sosyalist hareketi tarafindan yeniden ele geçirilmesi Marksizm'in ilkelerine dönüs olmaksizin olanakli degildir. Ideoloji ve kuram iste bu noktada bizim için önem kazaniyor. Biz kuramin kutsal hükümranliginin bekçileri olan partiler olusturmaktan yana degiliz ancak isçi partileri olarak Marksist ortodokslugu ve Marksizm'in kuramsal dogrulugunun bütününü ciddi biçimde gereksiniyoruz.

Isçi komünizminin varolan sosyalizme elestirisi

Isçi komünzminin kapsayici bir dünya görüsü ve düsünel sistem olduguna iliskin sav benim söyleyeceklerime iliskin bir sav degildir. Söz konusu olan isçi komünizminin Marx'in yorumladigi sinifsal bakis açisi ve elestiri olmasidir. Bu sinifsal bakis açisi mevcuttur. Mevcut olmayan sey bu bakis açisinin Yirminci Yüzyil'in sonunda konusmasidir. Ancak bu da bizim hareketimizin baslangici degildir. Bizim hareket noktamiz son çözümlemede isçi komünizminin toplumsal bir hareket olarak varligi ve bu düsünüs biçimi ve düsünce sisteminin kendi hareketini burjuvaziden kurtarmasinin zamaninin geldigidir. Komünist partilerin tarihini ilgendirdigi kadariyla isçi komünist partisi isçi sinifinin sosyalist, toplumsal hareketinin Marksizm'in bayragini yükselttiginde ortaya çikar. Bu hareketin içindeki kisilerin konumundan baktigimizda bu soruna el atmak gerektigi sonucuna varilir. Marksizm'in bayragi gerçekten varolan komünizmin elestirisi olmaksizin yükseltilemez.

Dedigim gibi isçi komünizmi ayrica çagdasi oldugu, gerçekten varolan sosyalizmin de bir elestisidir. Göstermek istedigim sey isçi komünizminin Marksizm oldugu ve manifestosunun da bildirildigidir. [Isçi Komünizmi] kendi döneminde mevcut sosyalizmin elestirisi olarak yükselise geçti, su anda da mevcut sosyalizmin elestirisi olarak yeniden yükselise geçmelidir. Bu bakis açisi gerçekten varolan sosyalizm ve komünizmi gerçek konumuna yerlestirmek istemektedir. Ancak bu görev ancak ve ancak bu hareket bu elestiriyi gerçeklestirebilecek toplumsal hareketin bayragi olduguda yerine getirilebilir. Marx'in döneminde durum gerçekten de böyleydi.

Su noktanin altini çizmem gerekiyor: Özellikle pro-Rus yelpazenin edebiyatinda gerçekten varolan (veya reel) sosyalizme blok sosyalizmi denmektedir. Bense bu nitelemeyi bu anlamda kullanmiyorum. Benim kastettigim su ana kadar hakkinda konusup tartistigimiz her türden komünist parti ve örgütlenmedir. Kastettigim sey benim isçi-olmayan diye niteledigim komünizmdir.

Son çözümlemede Marx da kendi sosyalizmi ve komünizmini ve Komünist Manifesto'yu öteki sosyalizmlere karsit olarak ortaya atti. [Manifesto'nun] birinci bölümü hortlaktan sonra (bu hortlak hakkinda kesinlikle toplumsal bir yoruma sahip olmak gerekir) proleterler ve burjuvalar kismina giriyor. Daha sonra, kitabin sonunda, öteki sosyalizmlere -sosyalist ve komünist edbiyata- deginiyor. Marx'in buradaki öbeklemesi oldukça ilginçtir, her ne kadar o günkü kosullar günümüzdekinden çok daha farkliysa da kanimca Komünist Manifesto'nun bu bölümüne dikkat etmek bize ve günümüzün kosllarini anlamamiza büyük yardimi dokunabilir.

Marx kendinin sözünü ettigi komünizm disinda kendi dönemindeki sosyalizmi üç öbege ayiriyor: Önce gerici sosyalizm [gelir]. Bu gerici sosyalizm ikiye ayriliyor: Feodal sosyalizm ve küçük-burjuva sosyalizmi. Feodal sosyalizm burjuvazinin yükselise geçtigi ugrakta atölyeler ve öteki yerlerdeki isçilerin karsilastigi güçlükleri göz önünde tutarak burjuvazi ve yeni toplumu elestirmeye ve yadsimaya girisen aristokrasi ve esrafin sosyalizmidir. [Bu sosyalizm] burjuva düzenine bütün ilkeleri, hesap kitabi çignedigi, herkesi ise kostugu, yoksulluk yarattigi vb. nedenlerden dolayi itiraz etmektedir, burjuvaziyi geçmisin, yikilan rejimin konumundan elestirmektedir. Bu geriye dönük, geçmise yönelik, eski varsil siniflarin açisindan bakan sosyalizmi günümüzde de Iran gibi geri kalmis ülkelerde görebiliriz. Kapitalizm gelismeye basladiginda Kacarlar dönemi konumundan onu elestirmeye baslayan ve kendilerini sosyalist niteleyen çokça kisi görürüz! [Gerici sosyalizmin] Iran Solu içindeki birçok sahsiyeti bulunuyor.

Marx bunlarin simdiye geçmisin açisindan baktiklarini, burjuvaziyi aristokrasi açisindan elestirdiklerini ancak eskiden kendi ümmetleri sayilan, bunlarin kefili oldugu kesime, isçilere asildiklarini söylüyor. Eski iliskilerin hasretiyle yaniyorlar. Insanlarin kefili olmalari haklarinin yadsinmasini, sözümona özgürlesip toplumda çalisabilmelerini ve sikinti çekmelerini elestiriyorlar, kendi geri kalmis toplumlarini, aga-irgat iliskilerini sosyalizm adi altinda ortaya atiyorlar. Bu çesit sosyalizmin kapitalizme elestirilerinden biri "siz [burjuvalarin] yaptigi sonucunda devrimci bir yigin olusuyor", "sizler halki asilestiriyorsunuz", "topluma karsi devrim yapacak emekçi kitleler üretiyorsunuz" biçimindedir. Feodal sosyalizmin burjuvaziyle kavgasi iste budur.

(O dönem Avrupa'nin toplumsal durumu ve atmosferinin günümüz Iran'inkinden oldukça farkli oldugunu söylememe karsin) Iran'daki sosyalizm benzeri, anti-emperyalist [hareketin] önemli kollariyla çok sayida ortak özgüllüge sahip oldugundan kanimca üzerinde durmamiz gereken, eski toplumun çözülmekte olan kesimleri tarafindan -çiftçiler ve proleterlestirilen zanaatçilar konumundan- ortaya atilan sosyalizmlerden biri küçük-burjuva sosyalizmidir. Marx bu çesit sosyalizmin hem gerici hem de ütopik oldugunu söylüyor. [Bu sosyalizm] yok olmaktaki küçük-burjuvazinin kaygilarini tasiyor. Marx'in bu egilimi betimlemesini okudugumuzda Al-i Ahmet'ler(14), Iran'in Bati karsiti aydinlari ve popülistlerinin açik bir görüntüsüyle karsilasiriz. Bu sosyalizm ekonomik büyüme karsiti, büyük üretim karsiti, teknik düsmanidir. Eski üretim iliskilerinin korunmasini ve [iktisadi] faaliyetin bu çerçevede gerçeklestirilmesini istemektedir. Yine de geçmise dönük bu elestiri sosyalist örtüyle sunulur, çözülmekte olan bu kesimlerin çikarlari toplumun çikarlari olarak ortaya atilir ve sosyalizmle bezenir. (Marx bu gerici sosyalizmin sahsiyetleri arasinda Sismondi'yi anmaktadir, "Halkin Dostlari Kimlerdir"i okuduysaniz Narodnikler'in tartismalariyla benzerliklerini görürsünüz, Iran halkçi sosyalistlerine de baktiginizda 79 Devrimi öncesi tartismalarinin bunlara benzedigini görürsünüz).

Bir baskasi Marx'in hakiki veya Alman sosyalizmi diye nitelendirdigidir. Marx Fransiz devrimci sosyalizminin ülkülerinin Fransa'dan Almanya'ya gittigini ancak Fransa'nin kendisinin gitmedigini söylüyor. Bu düsünceler Almanya'ya gidip profesörlerin eline geçti. Filozoflarin, salt usu arayanlarin, Alman azametçiligini gerekçelendirmek, Alman ulusunu kutsamak, Alman toplumunun sözümona üstünlügü ve kutsalligini göstermek pesinde olanlarin eline geçti. Mutlak monarsileri savunmak bu sosyalizmin altindaki temeldi. Artik proletarya vs. ile ilgisi olmayan bir sosyalizm ortaya çikti. Sosyalizm usun cisimlenmesiydi, devlet eliyle uygulanmasi gereken ussal bir sistemdi. Bu, gerici sosyalizmin yukaridan bir çesididir. Marx böyle bir sosyalizmin de sinifsal temelinin küçük-burjuvazi oldugunu söylüyor.

Marx'in sözünü ettigi bir baska sosyalizm tutucu veya burjuva sosyalizmidir. Bunun önceki biçimlerle farki kapitalizm çerçevesinde ortadan kalkmamasidir. Oysa feodal ve küçük-burjuva sosyalizmlerinin belirli bir dönemleri bulunuyor ve son çözümlemede ortadan kalkacaklardir. Tutucu, burjuva sosyalizmi oldugu yerinde kalir ve yeni kosullarda yeni biçimlere bürünür, yeni konulardan beslenir. Temeli oldugu gibi kalir. Bu sosyalizmi günümüzde açikça görebiliriz. Bu, burjuva toplumunda çok sayida güçlük ve sorun bulundugunu ayirteden ve bunlari ortadan kaldirmak isteyen sosyalizmdir. Yoksul, ayaklar altinda çignenmis kesimlerin olmamasini isteyen sosyalizmdir. Marx bunlar toplumun iyilikseverleridir, prolatarya olmaksizin burjuva toplumu isterler diyor! Toplumda açikça sömürülen ve kendi emeginin ürününden yoksun birakilan proletarya olmaksizin burjuvazi ve kapitalizmin yerli yerinde durmasini isterler. Bu iyilikseverler kimlerden olusuyor diye sorarsaniz: Hümanistler, toplumcu iyilikseverler, saglik durumunu iyilrstirmek isteyenler, hayvanlari koruma dernekleri vs. [Tüm bunlari Marx] dünyada bir çesitten burjuva sosyalizmini temsil edenler arasinda sayiyor. Bu [sosyalizmin] ana ilkesi proletaryayi görmemek, proletaryayi proletarya konumunda istememek ve her seyin adim adim ilerlemesini istemektir. Hiçbir seyin biresiminin bozulmasini istemezler, devrim istemezler, siddete basvurulmasini istemezler. Daha önce de söyledigim gibi, bunlarin bir kismi devrimi prolataryanin gözünden düsürmek pesindeler. Çünkü devrim siyasal bir konudur oysa isçi sinifinin durumunda ve kosularinda ekonomik gelismeler gerçeklesmelidir. Ancak bu gelismeler özel mülkiyetin, ücretli isin, burjuva toplumunun ekonomik temellerinin ortadan kaldirilmasina varmaz. Bu burjuva sosyalizminin içerigini sosyal sigortalar, yönetsel reformlar vb. olusturuyor. Üsüncü tür sosyalizm elestirel-ütopik sosyalizmdir. Burada Marx Owen, Fourier ve Saint Simon'u örnek gösteriyor. Bunlarin sorunu isçi sinifinin nesnel olarak toplumun küçük bir kesimi oldugu ve proletaryanin daha gelismedigi bir dönemde sosyalizmden söz etmeleridir diyor [Marx]. Bundan dolayi bu kisiler sosyalizmin toplumu dönüstürmenin ülküsel ve ussal bir tasarimi oldugunu, daha iyi bir yasamin örnegi oldugunu söylemek disinda sosyalist ülkülerini gerçeklestirmenin hiçbir maddi yolunu bulamiyorlar. Bunu da genelde gelip bu yöntemleri edinmeleri için üst siniflara sunuyorlar. Bunlar isçi sinifinin baskisini gösteriyorlar, günden güne artan sinifin baskisini gösteriyorlar. Ancak kendileri isçi sinifinin temsilcisi degiller, sosyalist tasarimlari insan böyle yasayabilir diye ortaya atiyorlar. Ayni zamanda siddeti de kiniyorlar, siddete inanmiyorlar. Küçük ölçeklerde, kooperatifler vb. biçimlerde bu örnekleri gerçeklestirip deneyimlemeye girisiyorlar.

Iste Marx tüm bunlari elestirerek, kendini tüm bu hareketlerden ayirarak sinifsal bir komünizmden söz ettigini gösteriyor. Daha önce de dedigim gibi Engels Komünist Manifesto nitelendirmesinin seçilmesine iliskin sosyalizmin adini kullananlara göndermede bulunuyor, isçi sinifinin ortaya attigi, isçiyi temsil eden ve isçinin aradigi sosyalizmden söz etmek istiyorsak kendimizi komünist diye adlandirmaliyiz, manifestomuzun da adini Komünist Manifesto koymaliyiz diyor.

Bu noktalar Manifesto'da açik, seçik biçimde ifade edilmistir. [Konu] farkli toplumsal çerçevelerdeki düsüncelerin tarihsel sürekliligini tanima açisindan özellikle ilginçtir. Günümüzde küçük-burjuva sosyalizmi endüstriyel Avrupa ülkelerinde artik etkili degil ancak bagimli ülkelerde baska toplumsal çerçevelerde bunlarin yeniden ortaya çiktiklarina tanik oluyoruz. [Marx'in] dönemindeki burjuva sosyalizmi burjuva toplumunun insancil bir yüze bürünmek istedigi döneme aittir. Kadinlarin ve çocuklarin siddetli sömürüsüne dayali, sekiz yasindaki çocuklari çalistiran atölyeler yerlerini çalisma saatleri belirlenmis daha insancil atölyelere vermeliydi. Burjuva toplumu kendine saygi gösterebilmeliydi. Bunlar o dönemin tartismalari. Ne var ki günümüzde burjuva sosyalizmi (daha sonra dönecegim) baska bir konu, yine de iki dönemin [burjuvaz sosyalizmlerinin] temel düsünsel benzerlikleri görülebilir. Bu düsüncelerin arkasindaki sinifin toplumsal konumu görülebilir. Iran teknik düsmani ve anti-modernist halkçi burjuvazisi Marx'in sözünü ettigi Sismondi'nin küçük-burjuva sosyalizmine epey benziyor. Ancak toplumsal kosullarin degistigini ve bu ikisinin farkli toplumsal temelleri olduklarini görmemiz gerektigi açiktir.

Bugün ortaya koymaya çalistigimiz isçi komünizmi tam da bunu yapmak istiyor, çevresindeki bütün sosyalizmlerle farklarini bildirmek istiyor. Tartismamin sonucu, öyleyse, buna dönüsüyor: Marksizm, sosyalizmin toplumsal ve sinifsal hareketi ve bu anlamda bu toplumsal hareketin yükselttigi Marksist kuram sinirlarini belirlemek istiyorsa yüz otuz yillik tarihi içine sindirmelidir. Yüz yildan fazla bir sürenin tarihini yanitlamalidir, öteki siniflarin sosyalizmleriyle arasindaki sinirlari, ayriliklari ve ayrimlari çagdas dünyada belirlemeli, baska egilimler konusunda ne düsündügünü, bugün ne yapilmasi gerektigini açiklamalidir.

Dünya çapinda genel durum degisiklige ugramistir. Günümüzde karsilastigimiz isçi olmayan sosyalizmlerin sinifsal içerigi ve toplumsal-ekonomik temelleri farklilasmistir ve biz bu farkliliklari tanimaliyiz. Ikinci nokta su: Marx döneminin bu isçi komünizmi bir süreç sonunda damgasini kendi döneminin sosyalizmine basti. Ekim Devrimi gerçeklestiginde komünist hareket sosyal-demokrasi karsisinda bilfiil üstün konuma geçmistir, öyle ki Ekim Devrimi komünizminin ayrildigi sosyal-demokrasi ancak daha sonra bildigimiz su etki alanini yeniden elde edebildi. Yirminci Yüzyil'in yirmili yillarinda sosyal-demokrasi gerçekte komünist hareketin gölgesindeydi. Ikinci Enternasyonal zaten Marksizm adina kurulmustu. Ancak ortaya çikan sorun Marx döneminde [komünist] hareketin sinifsal özelliklerini öteki siniflardan ayiran komünizmin günümüzde artik bu sinifsal ayrimlari çizememesidir. Bizzat [komünizm] çesitli toplumsal sosyalist ve sosyalist benzeri hareketlerin kendilerini nitelemek için kullandiklari genel geçer sifata dönüsmüstür. Öyleyse tirnak içindeki komünizmlerden, öteki siniflarin komünizminden söz ediyoruz, bunu göstermeliyiz, tanitlayabilmeliyiz. Isçi komünizmi tartismasi bunu göstermeye yöneliktir.

Isçi komünizminin nesnel konumu da degismis durumdadir. Tartismamin basinda da söyledigim gibi isçi komünizmi günümüzün yasayan bir gerçegidir. Marx'in döneminde Fransa isçi hareketi kendi düsünsel önderlerine, Almanya [isçi hareketi] kendi düsünsel önderlerine sahipti. Günümüzde, Yirminci Yüzyil'da, isçi komünist hareketi Marksizm'in bayragini yükseltmektedir. Marksizm isçi sosyalizmi ve isçi komünizminin iliklerine islemis durumdadir.

Dönemimizin proleter olmayan, burjuva sosyalizminin kaynaklari nelerdir? Ben birkaç basliga deginecegim. Marx'in kendi döneminde bunlarin benzerlerini siraladigindan söz etmistim. Ben kendi çagdasimiz proleter olmayan sosyalizmlerin sinifsal ve toplumsal kaynaklari konusunda konusacagim.

Eski burjuva sosyalizminin devami niteliginde olan çagdas sosyalizmdeki egilimlerden biri kapitalist toplumun bir kesimine ait olan, kendi içindeki çeliskileri ve ayrimlari yok ederek sinif savasimini hafifletmek ve saygin bir topluma kavusmak isteyen [egilimdir]. Bu egilim günümüzde ender olarak Marksizm adina konusuyor. Bir baska deyisle Marksizm adina konusanlar genelde bu egilimin temsilcisi degiller. [Bu] burjuva sosyalizminin yeni kökleri bulunuyor. Bunlardan biri geçen yüzyilin ikinci yarisiyla bu yüzyilin ilk yazrisinda Bati Avrupa ülkelerinde gerçeklesen ve bu ülkeler arasindaki nasyonalist çekismeleri ve pazar elde etme mücadele ve rekabetlerini siddetlendiren kapitalist ve endüstüriyel gelisimdir. Bu durumda bu rekabet ve çekismelerde kendi ulusu ve ülkesinin üstünlügünü savunan bir çesit sosyalizmle karsilasiyoruz. Bunu Ikinci Enternasyonal'de gördük. Sosyal-demokrasi aslinda Birinci Dünya Savasi sorunu ve bu konudaki tutumu sonucunda baska bir görüngüye dönüstü. Sosyal-demokrat partiler nitelikleri geregi nasyonalistirler. Bu nasyonalizm ileri, endüstüryel kapitalist ülkelerde, emek aristokrasisi ve bu ülkelerin emperyalist konumlarinin iç pazarda isçi sinifinin bir kesimine verilen ödünler gibi olgulara dayanarak bir çesit sosyalizmin köküne dönüsüyor. Daha önce de söyledigim gibi bu egilim artik pek Marksizm adina konusmamaktadir, gerçi sol kanatlari hala Marksizm'e el atiyor. Sosyalizm örtüsü altinda nasyonalizmin bu gibi örneklerini sosyal-demokrat hareketin sol kanadinda, zaman zaman Yeni Sol'da, Bati Avrupa komünist partilerinde, özellikle de Avrupa Komünizmi'nde görüyoruz.

Burjuva sosyalizminin bir baska kaynagi kanimca Ekim Devrimi sonrasi gelismelerdir. (Sovyetler Tartismalari Bülteni'nde bu konuda epey yazip çizdik, ben de burada bu tartismanin o yönlerine girmeyecegim). Yalnizca sunu söyleyecegim: Biz Ekim Devrimi'ni Rusya toplumunun gerçek egilimlerinin -isçi komünizminin, nasyonalizm ve burjuva reformizminin- kesisim noktasi olarak degerlendiriyoruz. Rus Devrimi'nin nihai yenilgisi temelleri nasyonalizm, reformizm ve Rusya emperyalist azametçiligi olan bir sosyalizm modelini olusturacak hareketin baslangiç noktasidir. Bu sosyalizmin toplumsal içerigi ulusal ekonomiyi yapilandirmak ve belirli bir devlet modeli biçiminde geri kalmis bir ülkenin ekonomik gelismesini saglamaktir. Rus sosyalizmi kökleri Yirminci Yüzyil'da olan burjuva sosyalizminin yeni bir damaridir. Rusya'da isçi devriminin yenilgisi bu sosyalizmin baslangicidir. Bu sosyalizm dünyaya karsi sosyalist görüntüsünü korudu zira bu yararinaydi. Bu temelde bir blok olusturabildi, dünya çapindaki ekonomik ve siyasal rakiplerine karsi bir kutuplasma gerçeklestirebildi. Tüm bunlari da sosyalizmin kutbu oldugu ve bir çesit sosyalizmin bayragini yükselttigi savina dayanarak yapabildi. Günümüzde bu durum degisime ugramistir ve Gorbaçev çizgisinin ortaya çikisiyla [bu sosyalizm] yazgisinin belirleyici bir dönemine adim atmistir (buna dönecegim).

Dönemimizin burjuva sosyalizminin bir baska temeli Ikinci Dünya Savasi sonrasi Bati Avrupa'nin gelismesidir. Sosyal Devlet kavrami bu egilimin düsünce odagidir. Bu Marx'in kendi döneminde sözünü ettigi -burjuva sosyalizmi çeliskileri hafifletmek istiyor- seyin yinelenmesidir. Ancak burada yeni bir öge isin içine giriyor. Bu da ekonomik bunalimi hafifletmek sorunudur. Programa dayali ekonomi veya devletin endüstriye ve sosyal hizmetler alanina genis çapli müdahalesi, mali ve parasal politikalar ve bütçelendirme yardimiyla ulusal ekonominin düzenlenmesi, burjuva ekonomisinin yönetimi konusunda karar alma sürecine sendikal hareketin dahil edilmesi vb. Ikinci Dünya Savasi sonrasi Bati Avrupa'daki burjuva sosyalizminin dayanaklaridir. Dönemimizin burjuva sosyalizminin temellerinden biri budur.

Bir sonraki kaynagi bagimli ülkelerde aramak gerekir. Emperyalizme bagimli ülkelerdeki gelismemislik sorunsalinda. Gerçek su ki emperyalizm Bati Avrupa ve Kuzey Amerika'da bir çesit toplumsal, ekonomik ve kültürel gerçeklik olusturmakta ve dünyadaki baska bölgelerde baska türlü. Emperyalizme bagimli konumda olan bölgelerde ekonomik ve toplumsal iliskiler baska türlü gelisiyor, burjuvazi baska türlü ve isçi sinifi da baska türlü. Ekonomik gelisme ülküsü, kendi ekonomimizin gelisimi, kendi ülkemizin bagimsizligi, kendi ülkemizde reformlar, kendi ülkemizde bir çesit toplumsal adaletin saglanmasi, yetki sahibi olmak, endüstrilesmek vb. bu geri kalmis ülkelerdeki eski, köklü ülkülerdir. Iran'da Yirminci Yüzyil'in baslarindan itibaren -hatta Ondokuzuncu Yüzyil'in sonlarindan- bu ülkü ve egilimleri toplumun okumus, aydin kesimi arasinda görebiliriz. Burada Marksizm özellikle yerli burjuvazinin bu ülküleriyle iliskili olarak yer edinmistir. Bu Üçüncü Dünyaci, Iranli Marksizm'in bu sosyalizm disi, proleter olmayan egilimlerle örtüsmek için Marksizm'in birçok önemli boyutunu elemek, çarpitmak veya tepe taklak göstermek zorunda oldugu açiktir. Açik olan su: Bagimli ülkelerde Marksizm baska bir toplumsal kesimin kurami, ideolojisi ve siyasetine dönüsüyor. Bu kesim bu ülkelerin gelismekte olan burjuvazisi, memleketlerini "ilerletmek" ve gelismis, ileri, emperyalist Avrupa ve Amerika'yla esit bir konuma gelmek isteyen bu ülkelerin aydinlar, okumuslar ve mürekkep yalamislarindan olusuyor. Gelismemislik sorunsali bu Marksizm ve bu ülkelerin bütün radikal solu ve halkçi sosyalizminin arkasinda yer almaktadir. Ayni düsünce Maoizm ve Latin Amerika'nin gerilla sosyalist hareketlerinin temelidir: Anti-kolonyalizm, anti-emperyalizm ve gelismemislik sorunsali.

Özetleyecek olursam: Ekim Devrimi'yle dünyadaki her türden devrimci sosyalizmin bayragina dönüsen ve kaçinilmaz biçimde sosyalizmle özdeslesen Marksizm nesnel toplumsal gelismeler sonucunda sonraki asamalarda adim adim baska siniflarin eline geçti ve baska bir toplumsal eregin aracina dönüstürüldü. Isçi sinifinin sosyalist hareketi bu süreçte tam anlamiyla boguldu. Bir kuram ve bakis açisi olarak Marksizm bu sinifin elinden alindi ve baska siniflarin eline geçti. Marksizm'in toplumsal islevi baskalasti. Örnegin az gelismis ülkelerin geri kalmisligi sorununu yanitlamaya çalistigini görüyoruz, endüstriyel Avrupa'da Ikinci Dünya Savasi sonrasinda ekonomik büyüme, siniflar arasindaki uçurum ve sonraki yillarin ekonomik bunalimlarinin sorunlariyla ugrastigina tanik oluyoruz, Rusya'nin ekonomik yapilandirilmasi sorununa karsilik verdigini, Amerikan ve Avrupali aydinlarin sözümona felsefi umutsuzluklari sorununa, Sovyetler, Çin vs. deneyimlere demokratik, hümanist açidan elestirme sorununa yanit vermeye çalistigini gözlemliyoruz. Ne var ki bu toplumlarda sinif savasimi sorunu bu resmi Marksizm'in önündeki ana sorun degildir. Artik o özgül sinifsal ve toplumsal konumda çagdas Marksizm'in ana ve resmi damarlarini göremiyoruz. Toplumsal bir görüngü olarak Marksizm ulusallastiriliyor. Burjuvazi tarafindan el konulup ulusallastiriliyor, artik, Marx'in bu düsüncenin odagina yerlestirdigi bütün sinifsal dünyaya bakis ve yorumuyla isçi devrimine yönelik, ücretli emege karsi bir isçi görüngüsü olarak ortaya çikmiyor. Tarih yaratan ülküleri, çagdas dünyaya yönelttigi elestiri, üstlendigi görev yok olup gidiyor. Iste bu yüzden kendisine Marksist diyen her hareket ve egilimi gerçekten Marksist niteleyemeyecegimiz, isçi sinifi hareketinin veya komünist devrim yönündeki hareketin bir parçasi sayamayacagimiz sonucuna ulasiyorum. Öncelikle [bu hareketlerin] toplumsal konumlarini belirlemeliyiz. Komünist hareketlerin hangi sinifin hareketi olduklari, hangi erekleri izledikleri yargisina bu konumdan varmaliyiz. Benim savim günümüze kadarki komünizmin toplumsal islevinin burjuvazinin sinirlari içinde bazi dönüsümler yaratmak oldugu, son çözümlemede burjuva komünizmi oldugu biçimindedir. Isçi komünizmi bu sorunla karsilasmak istemektedir.

Bu [hareketler] niçin Marksizm'e el attilar? Bu nasyonalist veya reformist ülküler kendi adi ve bayragi altinda neden ilerleyemezdi? Bence bunun nedeni karsilarinda sosyalizmin muazzam toplumsal gücünü görmeleridir. Marksizm'i bayragi sayan gücü [karsilarinda görmeleridir]. Bütün olay çesitli durumlarda burjuvaziyi -bir seylerden rahatsiz olan ve isçi sinifi hareketini kuyruguna takmak isteyen burjuvazinin sol kanadini- emellerini sosyalizm adi altinda izlemeye zorlayanin isçi sinifinin ve sosyalizm yolunda isçi sinifinin hareketinin gücünün olmasidir. Bu, Marksizm'in etkinliginin, Marksizm'in gerçekten isçi sinifina ait oldugunun ve isçi sinifinin Marksizm'e gerçekten egiliminin göstergesidir.

Günümüzde moda her seyi insan haklari basligi altinda toplamaktir. Her seyi çevre sorunuyla iliskilendirmektir [moda olan]. Günümüzde issizlik çevre kirliginin biçimlerinden biridir deniyor! Alti yil önce çevre sorunu günümüzde oldugu gibi haberlerin eksenindeki sorun degildi, bu yüzden issizlik is-sizlikti. Ancak günümüzde çevre partisi adinda bir parti çikiyor ortaya, toplumsal kampanyasinin eksenlerinden biri de issizliktir zira issizligi çevre kirliliginin biçimlerinden biri olarak saymakta: "Kirlilik biçimlerinden biri de budur. Toplum toplumsal boyutlarinda bile çevredir, bu da toplumsal bir kirliliktir!" Simdilerde herkes çevre hareketinin sözcükleri ve diliyle konusmak zorunda gibidir. Burjuvalarin seksen yönden birbirlerine ve bizlere dogrulttuklari nükleer bombalar ve üretimlerinden kaynaklanan toz duman "Yer küremize ne olacaktir?", "Yasadigimiz bu gezegenin basina ne gelecektir?" sorularini insanlarinin zihinlerinin odagina yerlestirmis durumdadir. Bu, günümüzün gerçek kaygilarindan biridir, herkes de bu konu hakkinda konusmaktadir. Benzer biçimde insan haklari kavrami da revaçta, moda bir kavrama dönüsmüs durumdadir. Siyasal özgürlük isteyen herkes insan haklari adina konusuyor. Düne kadar egemen resmi ideolojilerde insan haklari baska önceliklerin ikincil yönüydü. En gelismis demokrasilerde bile insan haklarina uyulmuyordu. Ancak günümüzde herkes insan haklarici. Yakinan herkes insan haklari çerçevesinde konusuyor zira kapitalizme insancil bir yüz kazandirilmak istenmektedir. Yalnizca itirazi olan burjuvazi degil Batili güçler, binlerce insani vurup bastiran devletler bile insan haklari savunucusu kesilmislerdir, üretimde rekabetten siyasal baski uygulamaya kadar her olguyu insan haklarina iliskin mücadelenin bir parçasi olarak ilerletmekteler.

Marksizm de benzer biçimde, daha genis ölçekte uzun yillarin modasi oldu. Rusya'da devrim oldugunda bu Marksizm, Leninizm, Lenin'in fotografi ve Leninci çalisma biçimi dünyanin en uzak köselerinde bile ünlendi. Melik-el Süera-yi Bahar(15) [bile] Lenin'i öven siir yazdi. Böyle bir ülkenin oyuna dahil edilmeyen burjuvazisinin sol kanadinin ve itirazi olan aydinin ne söyleyecegini artik varin siz düsünün. Marksizm ve komünizmin dünya çapinda toplumsal ölçekteki baskisi çesitli isçi olmayan hareketi uzun yillar boyunca komünizmin erekleri ve dünya bakisini paylasmaksizin veya isçi sinifina dayanarak olusmaksizin Marksizm'e el atmaya, kendilerini sosyalist ve Marksist nitelemeye zorlamistir.

Bu yüzden, bana göre, çagdas sosyalizm ve komünizmin çesitli kollarinin Marxçi, Manifestocu anlaminda bir sosyalizm istememeleri anlasilir ve beklenilir bir durumdur. Burjuva sosyalizminin bazi kesimleri Marksizm ve komünizm ifadelerini kullansa da "proletarya diktatörlügü istemiyorum", "ortaklasmaci toplum istemiyorum", "ortak mülkiyet istemiyorum", "komünizm piyasa, para ve kapitalist ekonominin birçok ögesiyle uyum içindedir" ifadelerini resmen dile getirmektedir.

Burjuva komünizmine bu geçisin gerçeklesmesi için ve bu geçis gerçeklestigi ölçüde bir bakis açisi, kuram ve düsünce [sistemi] olarak Marksizm'i elden geçirmek gerekiyordu. Marksizm, dünya sahnesinde belirli toplumsal ereklerin isçi sinifinin toplumsal eregine karsi öncelik kazandigi biçiminde [yeniden] tanimlandi. Burjuvazi gündem ve önceliklerini toplumun siyasal sahnesine, itirazi olan sinif ve kesimlere bile dayatabildi. Bir yandan baskiyla öte yandan çarpitma yoluyla isçi sinifi sosyalizminin eregini marjinallestirebildi. Burjuva komünizminde sinif savasimi kavrami burjuvazinin farkli kesimlerinin önerdigi dogrultuda bazi degisiklikler yönünde baski kurmakla yer degistirdi. Bu durumda bu ise yarayabilmesi için Marksizm'in de sagi solu budanmaliydi. Iste bu yüzden Marksizm'de çarpitmalarin öteki toplumsal hareketlerin öne geçmesi ve üste çikmasindan, Marksizm'deki bu çarpitma ve revizyonun öteki toplumsal hareketlerin kullanimiyla örtüsmesi [zorunlulugundan] kaynaklandigini, bunun tersinin dogru olmadigini, bir baska deyisle sorun önce Marksizm'in kuramsal açidan çarpitildigi, daha sonra [buna dayanarak] ilgili proleter hareketin agir agir burjuvalastigi biçiminde olmadigini söylüyorum. Asla böyle bir sey olmaz. Proleter hareket o sürekli çekismede yerli yerinde duruyor, sorun çesitli ülkelerde sosyalizm iddiasindaki hareketlerin o özgül toplumsal-sinifsal konumda kalmamalari, kapitalist toplumu reforme etmek, kapitalist topluma vaaz vermek, bu toplumda bölgesel (sinirli) dönüsümler yaratmak konumunda yer almalari ve burjuvazinin sol kanadinin hareketine dönüsmeleridir.

Burjuva komünizminin çesitli damarlari birçok Marksist kavrami gözden geçirdiler, burada bunlardan birkaçina kisaca deginecegim:

sinif savasimi. Sinif savasimi, tuhaf, taninmaz, mitolojik bir kavrama dönüstürüldü. Bazi hareketlerin kuraminda sinif savasimi herkesin gerçeklestiremeyecegi ideal bir görünüme bürünüyor. Görünürde her direnis sinif savasiminin bir parçasi degildir. [Bu görünüme göre] sinif savasimi nitelenebilmek için sinif savasimi su veya bu özelliklere sahip olmali veya su ya da bu asgarileri yerine getirmis olmalidir. Bir yandan "sinif savasimi" konusunda öylesine bir bilinç ögesi varsayiliyor ki buna göre bir materyalist artik [sinif savasimini] tarihin lokomotifi olarak niteleyemez. Sinif savasimi isçinin önceden sonal eregini bildigi, hangi toplumu kurmak istedigi ve hangi "izm"in arkasinda oldugunu bildigi [mücadele]dir. Sinif savasimi bu olsaydi Marx hiçbir zaman onu tarihin itici gücü olarak tanimlayamazdi. Bazen de halk ile emperyalizm arasindaki mücadeleden, bagimsizlik, özerklik, irk ayrimciligi, isgal vs.ye karsi mücadeleden sözde sinif savasiminin yerine geçen mücadele alanlari olarak söz ediliyor. Bir baska deyisle sinif savasiminin yalnizca özgül dönemlerde, belirli düsünsel, siyasal, örgütsel gerekliliklerin gerçeklesmesi kosuluyla ortaya çiktigini varsayiyorlar. Bu ve buna benzer yorumlar toplumun ana siniflari olan proletarya ve burjuvazi arasinda sürekli bir sinif savasiminin sürmekte oldugunun yadisnmasinin göstergesidir. Bütün bunlarin temeli su ya da bu biçimde sinifin, varolusunun ve sürmekte olan direnisinin yadsinmasidir. Toplumsal bir hareket olarak isçi sinifinin sosyalist hareketinin yadsinmasi, bunun kaçinilmaz sonucu olarak da Marksizm'in isçi sinifinin sosyalist ve komünist hareketine aidiyetinin reddinin [göstergesidir]. Bütün bu kuramlar bu bayragin baskalarinin elinde kalabilmesi içindir. Biri çikip "baski sinif savasiminin olmasi gerektigi gibi sürmesini engelliyor, falanca mutlagi yikmak gerek vs." dediginde Marksizm'in bayragi benim elimde olmali, sen (ey sinif) bunu yapamazsin demek istiyor. [Bu bakisa göre] günümüzde sunu veya bunu yapan devrimciler komünizmin ve Marksizm'in bayragini toplumda tasiyabilirler; buysa gerçekte isçi sinifina ideolojik zoralim uygulamaktir. Marksizm'in isçi sinifinin ulasamayacagi ve bu öteki hareketlerin aracili olmaksizin elde edemeyecegi bir seye dönüstürülmesiyle isçi devrim kuramindan yoksun birakiliyor.

proletarya. Proletarya kavrami da çesitli burjuva komünizmlerinde elden geçirilip çarpitilan kavramlardan biridir. Proletarya da idealize ediliyor. Marksizm için proletarya nesnel bir görüngü, kapitalizmin ortaya çikisinin maddi bir ürünüdür. Komünizmin Ilkeleri'ni okurken Engels'in proletaryayi tanimlarken nesnel toplumsal bir konumdan söz ettigini görürsünüz, Kapitalizm Öncesi Üretim Biçimleri'ni de okurken ayni seyle karsilasirsiniz. Alman Ideolojisi ve Komünist Manifesto'da da öyle. Proletarya nesnel bir görüngüdür. Isçi olmayan solun bakis açisinda proletarya bilincin insani cisimlesmesine dönüsüyor. Bu bakis açisinin kökeni belki de bizzat Marx'in elestirdigi Alman felsefesindeki "kendilik" kavramidir. [Isçi olmayan solun bakisina göre] proletarya özel ussal ve uzgörülü toplumsal tasarimlarin gerçeklesmesinin insani öznesine dönüsüyor. Kuramin öngörülerini gerçeklestirecek nur yüzlü insani ögeye ve özneye dönüsüyor. Ne var ki Marx'in tanimladigi proletarya nesnel toplumsal bir görüngüdür. Isin dogrusu Marx'in proletaryayi tanimlamadigi, proletaryayi gözlemledigi ve ise onunla basladigidir. Simdilerdeyse bu çesit [burjuva] solun edebiyatinda proletarya artik yogun üretimin ürünü olan isçiye benzemiyor. Proletarya artik isçi olmayabilen bir seye dönüstü. Bu dönüsümlerin insani öznesi olmak istemesi kosuluyla herhangi biri [proletarya] olabilir. Proleter partilere baska kesimlerden insanlarin da katildigi dogru. Sinifsal kökeni ve konumundan bagimsiz her komünistin proleter sinif savasimina katilan bir öge oldugu dogru. Ancak bir örgütü proleter mücadeleye katilan, proleter devrim yolunun savasçisi bir örgüt sayabilmek için basta proletaryaya iliskin ilkesel, kuramsal bir yoruma sahip olmak gerekir. Proletaryanin nesnel tanimlanmasinin özgüllügü toplum bazinda sosyalist mücadelenin, özellikle de sosyalist mücadelenin ekonomik ereklerinin kavranmasinin köse tasidir. Bu kavram çarpitildiginda komünist mücadelenin toplumsal özgüllügünün ve komünist devrimin ekonomik temellerinin çarpitilmasinin yolu daha da açilir.

tarih. Burjuva komünizmi tarihi çarpitir. Yalnizca geçmis olay ve olgulara iliskin yanlis rivayetler aktarmayi kastetmiyorum. Kastettigim sey çagdas toplumda tarihin dinamizminin çarpitilmasidir, tarihi neyin ilerlettigi sorunudur. Örnegin Maoculuk'taki "ana çeliski, yan çeliski" tartismasi bu çarpitmalarin örneklerinden biridir. Asama kurami adina ve çagdas dönemin özgüllüklerinin tanimlanmasi temelinde kapitalist ekonominin belli bir türünün gelismesi, siniflar arasinda belli türden bir isbirligi, toplumun ekonomik veya siyasi ve kültürel gelisimi için önerilen ve gerekçelendirilen burjuva ereklerin gündeme alinmasi; bütün bunlar sürmekte olan tarihin çarpitilmasinin örneklerindendir. Iran tarihinin itici gücü, Güney Afrika Cumhuriyeti tarihinin itici gücü, Sovyetler, ABD veya Avrupa tarihinin itici gücü, herhangi bir tarihin itici gücü karsi karsiya duran siniflarin savasimidir. Marksizm'in bu ögesini de kabul etmeyeceksek neyini kabul edecegiz? Kapitalizm çaginda siniflar savasimindan daha asal bir sey yoktur. Burjuva komünizmleri bunu saklamaya çalisiyorlar. "Simdi asil olan ülke ekonomisinin yapilanmasidir", "simdi eksen emperyalizmden bagimsizliktir", "simdi tarihin ana halkasi Bati ve Dogu, kapitalist ve sosyalist blok arasindaki rekabettir". Bütün bunlar burjuvazinin tarihin gündemini belirlemeye çalistigi anlamina gelir. Bütün bunlar tarihtir, sinif savasiminin tarihi degil egemen sinifin iç çekismelerinin tarihidir. Bütün bunlar isçi sinifinin simdilik bu çekismelerin kuyrukçusu olmasi gerektigi anlamina gelir. Bütün bunlar isçi sinifini bu kanatlar ve bu çekismelerin izleyicisi olarak örgütleyen sol partiler olusturmak anlamina gelir ve bütün bunlar fiilen varolan Sol demektir.

komünizm ve reform. Çarpitilan bir konu daha komünistlerle reformun iliskisidir. Komünizm ve reform iliskisi. Görünüse göre biz devrimci oldugumuza göre kaçinilmaz biçimde reformdan hoslanmamaliyiz! Toplumu reforma ugratma mücadelesinde yer almayan komünist ve devrimci partiler de örgütlenmis durumda! Bu en zarali çarpitmalardan ve Marksizm'e indirilen en büyük darbelerden biridir. Çünkü toplumun reforme edilmesi mücadelesinde yer almayan biri tanim geregi isçi sinifinin mücadele safinda yer almiyor demektir. Isçi sinifi siyasal, ekonomik ve toplumsal konumu geregi sürekli biçimde toplumu reforme etmek için çabalamak durumundadir. Marx'in kapitalist ekonomiyi elestirisi temelde isçi olmanin kosullari düzeltmek için günlük mücadele etme anlamina geldigini gösteriyor. Çünkü durumun düzelmesi, sömürünün siddetlenmesinin düzenin dinamizminin bir parçasi oldugu bir durumda, durumu korumak ve daha yoksunlasmayi önlemek demektir. Arti-deger kuramini, emek gücünün degeri tartismasini kabul eden kisi ücret artisi için yapilan mücadelenin bu toplumda emek gücünün degerini alabilme sürekli mücadelesi oldugunu anlamalidir. Bu da bu mücadelenin isçi sinifinin geçimini saglama mücadelesinden baska bir sey degildir. Bu yüzden reform için mücadele isçi sinifinin vazgeçemeyecegi gündemi ve varolusunun özgüllüklerinden biridir. Birileri, reformu bin bir kayit ve kosulla, üstelik söz cambazligi yaparak içine alabilen bir parti, çalisma yöntemi veya ideoloji yaratirsa tanim geregi bu parti veya yöntem ve ideoloji proleter olmaz. Bu anarsizmdir, avantürizmdir. Isçi partisi reform ve devrimin her ikisinin de partisidir. Toplumsal devrim partisi toplumu degistirme mücadelesi sahnesinde, toplumun günlük sürekli degistirilmesi mücadelesinde yer almadan olamaz. Isçi partisinin böyle olamamsi olanaksizdir yoksa isçi partisi olamaz. Çünkü isçiler oradalar. Orada olmadan yasayamazlar. Iste bu noktada ekonomik mücadele ve reform kavramlari çagdas sözümona radikal komünizmde soluk duruyor, üstelik bu soluk varolus daha sonra, daha uzakta bir yerlerde çözümlemelere sokuluyor: Partisini olusturup bakis açisini dile getirdikten vs.den sonra reform ve ekonomik mücadele konusunda görüsü ne sorusuna yanit veriyor ancak. Bu soru bir komünist-isçi partisinden sorulamaz zira isçi sinifi gündelik bazda bu sorunla ugrasmaktadir. Kendi devrimini örgütlemek isteyen bir sinif olarak isçi sinifinin varligi kosullarin sürekli iyilestirilmesine baglidir. Ne var ki komünizm adina olusturulan partilerin birçogu reform ve ekonomik mücadeleyi küçümsedikleri gibi bunlari tanimiyorlar bile. Uzun süreden beri bu mücadelelere nasil katilinabilecegini bilmiyorlar. Bu yüzden "tarih gelip geçiyor, bir yerde kadinlar oy hakki elde ediyor, bir yerde sendikalar alenilesip yasallasiyor, ücretsiz ilkögretim ortaya çikiyor, büyük toprak sahiplerinin topragi bölüsülüyor ve bu olaylarin hiçbir yerinde komünist devrim yandasi radikal komünist bir kisinin izine bile rastlanamiyor" diyorum! Reform sahnesi egemen siniflarin hayir kurumlari, kuruluslari ve kisilerinin veya en iyi olasilikla sol burjuva partilerinin elinde. Ne var ki ayni dönemlerde ilgili komünist hareket kendince reform için bu mücadeleye katilmasini önleyen ve meydani eline geçirmesine izin vermeyen "komünist devrim" ile ilgili bir takim konularla ugrasiyor. Bunlar için devrim ve reform yan yana gelemezler. Baska yerde daha ayrintili olarak ele alacagimiz bizim bakis açimiza göreyse devrim ve reform yan yana gelemez olmadiklari gibi devrimci bir ufka sahip olmaksizin toplumsal reformlarin sürekli takipçisi olunamaz, kosullarin iyilesmesinin sürekli savunucusu olmak anlaminda genis ölçekli toplumsal mevcudiyete sahip olmaksizin toplumda toplumsal devrimi gerçeklestirecek bir gücü örgütleyip meydana çikarmaktan söz edilemez. Devrim adina reformu ve reform için mücadeleyi bir yana itmek, bana göre, devrimciligi insanligin kurtulusu ve göneciyle her türden iliskiden koparan ve dinsel görünümlü bir cihada dönüstüren çesitli ülkelerdeki siyasal görünüslü, toplum karsiti marjinal sektlerin ve karni tok aydinlarin tutumudur.

komünizm, demokrasi ve hümanzim. Görünüse göre Marx sosyalizmi eksik tanimlamis, simdi de birilerinin gelip hümanizmini ve demokratizmini artirmasi gerekiyormus! Demokrasiyi [sosyalizmle] baristirmaliymis! Bize komünizmin sorunu içindeki bu demokratik ve insanci materyalin azligidir, bu demokrasiyi sosyalizmle birlestirirsek kurtulus ve özgürlük için daha iyi bir sisteme kavusulur deniyor. Üstelik bu, "kurtulus" ve "insan" kavramlarinin anahtar kavramlarindan olan bir dünya görüsüne karsi söyleniyor. Marksizm'in demokratizasyonu çabasi komünizmi çarpitmanin ana damarlarindan biridir. Birincisi, Marx demokrasi kavrami için herhangi bir kutsallik varsaymiyor. Burjuvazi için durum böyle çünkü yanindaki insanla iliskisini yalnizca güç dengeleri ve güç iliskisi açisindan kavrayabilir. Burjuva için kisinin sayginligi toplumdaki hissesi kadardir. Demokrasi bu hissedarlar arasindaki iliskileri düzenleyen kurallardir. Marksizm içinse kalkis noktasi insan ve insanin sayginligidir. Marksizm insan bireyine saygisini demokrasiden degil insanligindan ve insanciligindan, insanin kurtulusu kurami oldugundan çikarsiyor. Insan [Marksizm] için özünde degerlidir. Marksistler insanlarin ifade özgürlüklerinde ayak diretiyorlarsa insan olduklarindan ve konusmak istemelerindendir. Marksizm insanlarin esitligini istiyor. Bir çogunluk bulunup esitlik insanlar için iyi degildir dese de Marksizm bunu kabul etmez, oysa demokrasi buna boyun egmek zorundadir. Israil toplumunun çogunlugun her gün Araplar ikinci sinif yurttas olmali diye oy kullaniyor. Iste demokrasi! Hem de demokrasinin tarihsel tanimina uygun. Ne kadar çekiçlenirse, azinlik haklarina iliskin ne denli madde eklense de ögelerin çogunlugunun egemenligi kavraminda bir degisiklik gerçeklesmez. Marksizm ise ögelerden yola çikmaz, Marksizm insandan yola çikar. Kelle sayisiyla ilgilenmez, bir insan kisisi bile [Marksizm için] önemli, yüzbinlercesi de önemli. Her seyden öte insan toplumunun varligi [Marksizm için] önemli. Bu yüzden Marksizm'in demokratizasyona gereksinimi yoktur. Zaten insana yaklasimda dar bakisli bir hareket olarak demokrasiyi elestirir. Marksizm insanin özgürlügünden yanadir, insanlarin insani sayginliklarina erismeleri yolunda kurtuluslarinin biricik yoludur. Komünist Manifesto budur. Isçi sinifi tam da bu demokrasinin ötesine geçmek istediginden böyle konusuyor. Demokrasi kendisinin ve insanligin kurtulusu ve esitligi sorununun yaniti olmadigindan Marksizm'e yöneliyor. Bu sinif, Yirminci Yüzyil'in sonunda sosyalizmiyle demokrasiyi birestirme gereksinimi duymuyor. Kabul ediyorum, burjuva Rus, Çin vs. sosyalizmler demokrasi eklenerek iyilesebilirler, ne var ki isçi sosyalizminin demokratizasyona gereksinimi bulunmuyor, sosyalizmin temeli olarak demokrasi kavramina hiç mi hiç gerek duymuyor. Demokrasi insana gökten inen bir armagan degildir. Siniflarin üretisidir. Isçiler toplumun çogunlugunu olusturmuyor, öyleyse devrimleri mesru degildir diyen kisi sosyalizmi burjuva demokrasisi ölçüsüyle kavrayip elestiriyor. Marx isçi devriminin hakliligini isçilerin çogunluk olmasindan çikarsamis degildir. Marx toplumun çogunlugu kavramina basvuruyorsa da Sol'a karsi çogunluk düsüncesine sarilan çagdasi olan demokratlara karsilik verdigindendir. Marksizm iste bu noktada çogunlugun egemenliginin biricik gerçek yolu komünist devrimdir diyor. Komünist devrim insanligin kurtulusunun biricik yoludur. Bu yüzden Marksizm toplumsal bir hareket, siyasal bir düzen, toplumsal bir etik olarak demokrasiye borçlu hissetmiyor kendisini. Isçi komünizminin insancilligi, Marksizm'in insancilligi bu sorunun çok ötesindedir, burada herhangi bir konunun kalkis noktasi insanlik onurudur.

Söylediklerime dayanarak Marksizm'in bazi anahtar kavramlarina deginip bizim bu kavramlari nasil tanimladigimizi açiklamaya çalisacagim.

revizyonizm. Günümüze kadarki radikal komünist ve devrimci Marksist hareket revizyonizm kavramina inanç sapkinligi biçiminde bakti. [Revizyonistler] "zindik", "sapkin" olarak degerlendiriliyor (isin dogrusu bazen bu terimler kullaniliyor). Sanki [revizyonistler] mundarmislar gibi. Ancak bizim için revizyonizm, isçi komünizmi tartismasinda, bütün öteki düsünsel ve siyasal hareketler gibi toplumsal temeli, kökeni ve konumuyla kavranir. Bütün hareketlerle düsünsel mücadele yerli yerinde duruyor, ancak bizim revizyonizme yaklasim yöntemimiz dinsel-skolastik bir yöntem degildir. Revizyonist hareketle mücadelemiz bütün öteki burjva hareketlerle mücadelemiz gibidir. Tek farki, revizyonizm durumunda, karsi tarafin komünist ve Marksist olma iddasini da desifre edip göstermek gerektigidir. Bazi durumlarda falanca revizyonist partinin öne çikip bir yerlerde bir grevin önderligini ele geçirdigi oluyor. Anti-revizyonist sol ve bazen bizzat biz grevin önderligi revizyonistlerin elinde diye propagandamizda grev ve grevcilerin rolünü görmezden gelip zaman zaman elestirdigimiz olmustur. Ne var ki baska bir yerde Marx'in posterini bir yerlere yapistiracak bir revizyonist parti bile yokken ve grevin önderligi resmen sagci bir sendikanin elindeyken ballandira ballandira grevden söz etmisizdir. Bir baska deyisle "revizyonistler"in önderligindeki isçi hareketlerine göre öncelikli oldugunu düsündügümüz "kendiliginden" bir hareketi varsaymisizdir. Oysa bu "kendiliginden" hareketin de burjuvazinin belirli bir kesimi tarafindan yönetildigi gerçegini göz ardi etmisizdir.

Revizyonizm toplumun maddi bir hareketidir. Belirli maddi toplumsal çikarlari ve ereklerini gerçeklestime amaciyla Marksizm'e el atan belirli toplumsal hareketlerin yansimasidir. Biz bu toplmsal hareketleri bir baska din veya okul açisindn degil baska toplumsal bir hareket açisindan degerlendiriyorz; kuramsal kavgamiz da yerli yerinde duruyor.

proletarya diktatörlügü. Sovyetler Bülteni'nde bu konuyu tartistik. Bence isçi yönetimi kurulmalidir. Isçiler yönetimlerini kurduklarinda eldeki malzemeye bakip yönetimlerini o malzemeden yaparlar. Isçi sinifi yönetimi de örnekler temelinde degil -hele burjuvazinin demokrasi kavrami etkisindeki örneker temelinde hiç degil- nesnel ve toplumsal açidan degerlendirilmesi gereken bir olgudur. Bu, proletarya diktatörlügü konusunda bizim yorumumuzla öteki yorumlar arasindaki en temel farklardan biridir. Bana göre proletarya diktatörlügü sinifin direnisinin önderlerini sinifsal devletin önderlerine dönüstüren bir yönetimdir. Devlet ve kitleler arasindaki iliskiler az çok devrim döneminde önderlikle kitleler arasndaki iliskileri belirleyen ayni mekanizmalar tarafindan belirleniyor. Her ne olursa olsun sinifin direnis hareketinin önderleri devlet olusturduklarinda bu isçi devletidir, isçilerin devletidir. Daha önce "Devrimci Dönemlerde Devlet"(16) tartismasinda da dile getirdigim gibi bir devrmin ve sicak siyasal çekismenin içinden dogan proletarya diktatörlügü ile toplumun yönetiminde kitlesel katilimin mekanizmalarini bizim düsündügümüz gibi, olmasi gereketigi gibi kurma olanagi edindigi proletarya diktatörlügünü ayirmak gerekir. Isçi devriminin zaferinin basinda bu mekanizmalarin yoklugu proletarya diktatörlügünün asaletini yadsimanin gerekçesi olamaz.

parti ve sinif iliskisi. Komünist bir parti bir isçi partisi olmali. Isçi olmayan bir komünist parti, bana göre, en iyi durumda geçici, geçis halinde bir görüngüdür, dogal olarak baska bir seye dönüsmelidir. Bunu söylerken "isçi" [sifatiyla] ne kastettigimi açiklamaliyim. Analtmak istedigim isçi partisinin isçi devriminin kuramini elinde tuttugu için veya isçi sinifinin yarari dogrultusunda mücadele ettigi için proleter bir parti sayilabilecegi degildir. Kastettigim sey isçilerin bu partiye üye olmalaridir. Ne var ki isçilerin kitlesel partisi, isçilerin genis ölçekte üyesi olduklari bir parti yalnizca belirli kosullarda ortaya çikabilir. Yalnizca belirli kosullar altinda komünist partiler isçilerin kitlesel partisine dönüsme olanagini elde ediyorlar. Ancak bu parti her durumda isçi sinifinin bir kesiminin partisidir. Burada öncü vb. kavramlarina variyoruz. Bu konuda kisaca görüs bildirmek istiyorum. Öncünün geleneksel yorumunda kuramsal ve düsünsel öncü kestedilmektedir. Bilincin, devrimciligin, kuramin ve dünya görüsünün sözümona temsilcisi olan, genelde disaridan gelip isçi sinifinin önünde yer alacak olana [öncü denir]. Kanimca komünist bir parti bu anlamda ideolojik ve kuramsal öncü partisi degildir. Parti Marksizm, sosyalist ve siyasal programi geregi, sözcügün kuramsal ve düsünsel anlaminda, sinifin öncüsüdür. Ne var ki öncü, bir örgüt veya egilimden degil kisilerden konustutgumuzda, sinifin siyasal ve toplumsal öncüsü olmalidir. Isçinin mücadelesinde, pratikte safin önünde yer alan kisi olmalidir. Komünist bir parti sinifin siyasal ve toplumsal öncülerini örgütleyen parti, sinifin sosyalist öncüsünün partisi olmalidir. Burada sinif sözcügünün altini çizmem gerekiyor. Bu dogrultuda son birkaç yilda isçi önderleri, pratikte önderler kavramlarini tartistik. Öncü sözcügünün geleneksel bir degelendirmesi ve yorumu söyle: Bariyerleri asmaya giden birileri vardir, dogru düsüncelere ulasmis özverili bir takim kisiler; bunlar bir partide bir araya gelmislerdir vs. Böylesi kisiler bir komünist partide bulunur elbet. Ne var ki temel sorun komünist bir partinin proleter özelligini isçi mücadelesinden almis olmasidir. [Komünist isçi bir parti] isçi mücadelesine katilmali ve isçi mücadelesinin kollarindan biri olmalidir. Marx komünistler nedirler ve ne degillerden konusurken derhal komünistlerle isçi hareketinin öteki kesimleri arasindaki iliskisine deginiyor. Komünistler sinifin bu direnisi ve mücadelesinin tüm ugraklarinda hazir bulunan, isçi sinifinin genel, kapsayici ufkunu hiç bir zaman yitirmeyen, mücadelenin tüm ugraklarinda bu ufku izleyip temsil eden isçi sinifinin kesimdir diyor. Daha önce bu kapsayici, genel ufuk konusunda konustum. Oturup isçi mücadelesinin tüm ugraklarinda hazir bulunan bir komünist partinin nerede oldugunu tartismamiz gerekir. Ben partiyi böyle anliyorum. Bence komünist bir parti, insani bilesimi açisindan isçi sinifinin direnis hareketinin öncüler